İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Sporda Son Moda: Gen Dopingi!

Sporda Son Moda: Gen Dopingi!

Yazan: İlşad Özkan

2008 Pekin Olimpiyatları yapılmadan önce spor çevrelerinde gen dopingi fısıltıları dolaşmaya başlamıştı, söylenenlere bakılırsa pek çok spor dalında rekorlar gen dopingi yapmış sporcular tarafından kırılacaktı.

1990’ların sonunda adından söz ettiren gen tedavisine karşın vücut geliştirme camiasındakiler yıllardan beri (1990’da bile) IGF1geninin kas gelişimi için kullanımını duyuyordu. İşte 2008 Yaz Olimpiyat Oyunları bu fısıltıların arasında başlamış, oyunlarda Çin Halk Cumhuriyeti tarihinin en büyük sportif başarısını elde ederek madalyaları silip süpürmüştü. Çin’in bu şaşırtıcı başarısı akıllara Çinli sporcuların gen dopingi yapıp yapmadığı sorusunu getirdi. Kapalı bir ülke sayılabilecek ve devlet yapısı farklı olan Çin’de insan üzerinde deneylerin daha kolay yapılabileceği ihtimali aklıma geliyor ve devletin gizliden desteklediği el altı doping araştırma-geliştirme laboratuvarı tabloları gözümün önüne geliyordu.

Ne var ki bu düşüncelerim şimdilik araştırmaya muhtaç birer iddiadan öteye gidemez. Bunlar gerçek bile olsa konu doping olunca, gerçekler çoğu zaman iş işten geçtikten sonra ortaya çıkmaktadır. Doğu Almanya’nın doping skandalından ve SSCB’nin gizli laboratuvar olayından sonra da bazı Batılı ülkeler doping skandallarına karışmıştı. Amerika Birleşik Devletleri’nin gelmiş geçmiş en başarılı olimpik erkek ve kadın sporcularından bazılarının doping kullandığı tespit edilmiş, bazıları da doping kullandığını kendi kendine itiraf etmişti. Yakalanmayla olsun, itirafla olsun, dopingli olarak kazanılan madalyaların hepsi sporculardan geri alındı ve sporculara ağır cezalar verildi. Olimpiyat oyunlarını düzenleyen Uluslararası Olimpiyat Komitesi’nin (IOC) dopinge toleransı sıfırdır.

Dopinge toleransın sıfır olduğu bu organizasyonun denetim, araştırma ve tespit yöntemlerinin arzu edilen seviyede işe yaramadığı ise bugüne kadar onlarcası yaşanan doping skandallarından belli. Yaşanan yakalama ve yapılan sayılı itiraflar insanın aklına kuşku düşürüyor ve “tespit edilememiş” dopingli sporcuların var olabileceğini akla getiriyor. Tüm bu güvensizlik ise profesyonel sporcu camiasını büyük bir zan altında bırakıyor.

Modern Dopinglere Dair

Tıptaki gelişmelerle birlikte doping kabul edilebilen ürünlerin sayısında büyük bir artış yaşandı. Hastalıkları iyileştirmek gibi insanlığa yararlı amaçlarla geliştirilen ilaç ve tıbbi yöntemler, ucunda ülkeler için uluslararası prestij ve sporcular adına da büyük bir itibar ve servet bulunan Olimpiyatlara gölge düşürdü. Bu gölge uzun yıllardan beri Olimpiyatların üstünde dolaşıyor ve kimin doping kullanıp kimin kullanmadığından gerçek anlamıyla emin olamadığımız sürece de dolaşacak. Geçmişte ABD’nin olimpik sporcularının doping sonuçlarını sümenaltı ettiği bugün dolaşan iddialara arasındadır; benzer şekilde bazı ülkelerdeki yetkililerin sporcuların idrar gibi test numunelerindeki hilelere göz yumduğu görülmüştü. Tüm bunlar profesyonel spor yarışmalarına olan güveni zedeledi.

İşin aslı şu ki, doping sektörü ve teknikleri doping tespit çalışmalarından ileri olduğu sürece de dopingli sporcu yakalama işi zorluğunu koruyacak. Bir de işin siyasi ve ülkesel boyutu var. Her ülkenin kendi spor kuruluşlarının belirli bir denetimi söz konusu ancak ülkeler ulusal menfaatleri düşünerek dopinge göz yumabilmektedir; bu şekilde davranan ülkelere göre önemli olan IOC’nin dopingi yakalamamasıdır. Durum böyle olunca da IOC’nin işi zorlaşmaktadır çünkü sporcuların hazırlık dönemindeki antrenmanlarında kullanabildiği bazı doping maddeleri belirli bir süre sonunda vücuttan atılmakta ve tespiti imkânsız hâle gelmektedir; ancak o dopingin yarattığı etki kalmaktadır. Bunun en belirgin örneği vücut geliştirme sporcularıdır. Aşırı kas geliştirmek için kullanılabilen steroid türünden kimyasal ilaçlar belirli bir süre sonunda vücuttan atılmakta ve tespit edilmesi mümkün olamamaktadır. Bu gerçeği dikkate alan denetleme kurumları yakın bir geçmişte sporculara atlet pasaportu uygulamaya başlamıştır. Sporcunun biyolojik verilerini dönemlere göre karşılaştıran bu uygulama bana göre bir derece şüphelidir, o ayrı bir yazının konusu. Sonuçta bu ve benzeri çalışmalarla dopingle mücadele sürmektedir ancak ne var ki böyle bir çalışma bile erken yaşta yapılacak bir gen dopingini tespit edemez.

Tıbbın ve tekniklerin çok gelişmediği yıllarda kullanılan belirli bitkisel kökenli dopinglerin tespiti konuşulurken onların yerini modern kimyasallar aldıktan sonra spor yarışmaları kirlendi demiştik. Şimdi ise, daha kimyasallarla başa çıkılmamış olmasına rağmen gen dopinginden söz ediliyor. Bu doping türünün nasıl tespit edileceği ise ayrı bir soru işareti. Gen dopinginin kimyasal dopinglerden daha etkili olduğunun göstergesi ise bu alanda geri kalan Batı ülkelerine karşın Çin’in bu dopingi uygulayarak başarılar elde etmesi olabilir. Bunun gibi suçlayıcı iddialar ispata muhtaç olmakla birlikte, bu konu üzerinde fikir yürütmekte sakınca yok. Çünkü geçmişe baktığımızda, modern Olimpiyatların bunun gibi şüpheleri hak ettiğini itiraf etmek gerekiyor.

Gen Dopingi Konusu Bilim Teknik’te

Geçen gün markette dergi reyonundayken, çocukken sahaflardan bolca alarak okuduğum, liseden sonraysa okumayı bıraktığım Bilim ve Teknik dergisi’nin (Sayı: 536, Temmuz 2012), kapak konusu olarak gen dopingini seçtiğini gördüm. Dergiyi aldım ve az önce gen dopingi konusu açıp okumaya başladım. Okuduktan sonra da bu konuyu gündeme taşıyarak burada bir tartışma ortamı yaratmak istedim.

Gen Dopingi Üzerine

Dergideki bu önemli yazıdan çıkardığım notları biraz da kendimden ekleyerek sizlerle paylaşayım:

• Gen dopingi, tedavi edilemeyen genetik hastalıklarla mücadelede kullanılan gen tedavisi yönteminin sağlıklı kişilere uygulanması demek. İlk gen tedavisinin tarihi ve yeri 1990, Amerika Birleşik Devletleri. Bu tedavi yönteminin sağlıklı kişilerde uygulanarak sağlıklı kişilere gen aktarılması ise gen dopingidir. Tıpkı hastalarda kullanılan yapay steroidlerin sağlıklı sporcularda kullanılması gibi.

Dünya Doping Ajansı (WADA), gen dopingini 2003 yılında “Hücrelerin ve genlerin tedavi dışı kullanımı ve gen ifadesinin değiştirilmesi ile performansın artırılması.” olarak tanımış ve listesine almıştır.

• Atletlerin performans artırmak için kullanabileceği genlerden bilinenler 200 adet. İnsan kromozomunda ise 20 bin civarında gen olduğu düşünülüyor.

• DNA içeren virüsün sporcuya enjekte edilmesiyle gen kan yoluyla hücrelere taşınıyor. Virüsün bağışıklık sistemini harekete geçirmesi ve yan etkiler oluşturması riski var. Bu olmasa bile verilen genin kanseri tetikleyebilme olasılığı var. Gen tedavilerinde ölümle sonuçlanan vakalar olduğu biliniyor. Ancak tüm bu riskler aşılırsa gen dopingi özellikle elit sporcular için paha biçilemez derecede önemli performans artışları vadediyor.

• Gen dopingini fark etmek oldukça zor. Kimyasal dopinglerin bile çoğu kez yakalanamadığı düşünülürse gen dopingini yakalamak en azından şimdilik neredeyse imkânsız gözüküyor. Gen dopingi yapanları tespit edebilecek testler geliştirmeye yönelik araştırmalar sürdürülüyor. Gen dopinginin tespitinde kesin bir yol olmadığından 2012 Londra Olimpiyatları’nda gen dopingi yapan varsa tespit edilemeyeceği düşünülüyor.

• Gen dopingine doğuştan sahip olduğu söylenebilecek sporcular olmuş ve bu doping kabul edilmemiş. Örneğin 1964 ve 1968 Kış Olimpiyatları’ndan dördü gümüş üçü altın olmak üzere yedi Olimpiyat madalyası kazanan Finlandiyalı atlet Eero Antero Mäntyranta’nın EPO reseptör genindeki mutasyon onun akciğerlere oksijen taşıma kapasitesini önemli oranda artırıyor. Aslında genetik bir kusur olan bu durumun sporcuya sağladığı avantaj oldukça önemli.

• İlerleyen yıllarda gen dopinginden de ötesinin, nanodopinglerin gündeme geleceği konuşuluyor.

• Kişiye özel genetik testlerle kişileri en başarılı olacakları sporlara yönlendirmek mümkün olacaktır. (Devletimizin ve sponsor konumunda bulunacak şirketlerimizin bu konu üzerinde acilen çalışma yapması da pek bir güzel olacaktır. 90’larda bir ara okullarda potansiyel sporcu taraması yapılmış ama bence o çalışma başarısız yürütülmüş.)

• Türkiye’de gen dopingiyle ilgili çalışmalar kısıtlı ve de teorik düzeyde kalmış durumda. Tıp amacıyla yapılacak çalışmaları heyecanla bekliyoruz.

Bilim ve Teknik Dergisi’nin Spor Tarihi Yönünden Hatalı Yazıları

Yazıyı kaleme alan Doç. Dr. Kadir Demircan’a yazısı için teşekkür ederim. Şimdi ise tespit ettiğime inandığım hatalara ve hatalı anlatımlara yer vereceğim.

Öncelikle sunuş yazısını ele almak lazım. Bu yazı muhtemelen Demircan’a ait değil ve derginin editoryal ekibi yazmış. Söylemem gerekiyor ki, bu yazıyla pek de alakası olmayan bir sunuş yazısı bu. Yazı şu şekilde:

MÖ 490, yani Çin Seddi’nin yapımının devam ettiği yıllar. TUBİTAK Popüler Bilim kitapları arasında 2011’de yayımlanan Neden Canımız Yanar? Adlı kitapta bu yıllardan şöyle bahsediliyor. “Persler Yunanlara saldırdı. Yunanlar Persleri püskürttü. Komutan Miltiades, Atinalılara müjde vermek için haberci gönderdi. Efsaneye göre, hızlı bir koşucu olan Pheidippides savaşın olduğu Maraton Platosu’ndan Atina’ya kadar kırk iki kilometre hızlıca koşmuş, nefes nefese müjdeyi verdikten sonra oracıkta düşüp ölmüştür.” Bu olay, gerçekten oldu mu? Tarihçi Herodot’a göre Pheidippides Atina’dan Sparta’ya yardım çağrısı için gönderildi. Ancak, Pheidippides’in günümüz Olimpiyat Oyunları’nın kurucusu Pierre de Coubertin’in 42,195 metrelik maraton koşusu fikrine ilham kaynağı olduğu kesin.

Yazıdaki yazım hataları bir yana dursun, bu yazının gen dopingi ve Olimpiyatlarla ilgili olmaktan çok maratonlarla ilgili olması şöyle dursun, söylemem gerekiyor ki maraton yarışlarının isim babası Pierre de Coubertin değildir. Önemli bir soylu aileden olup baron unvanını taşıyan Pierre de Coubertin bir spor âşığı olup aynı zamanda da çok sosyal bir insandı, modern Olimpiyatları kurdu diye Olimpiyatlara dair her şeyi ona atfetmek yersiz. Öncelikle söylemek gerekiyor ki maraton, modern Olimpiyatlar başlamadan önce biliniyordu. Modern Olimpiyatlar başlayacağı zaman ilgi çekici bir yarışma olmasını arzu eden kurucu ekip önerileri değerlendiriyordu ve ekipten filolog Michel Bréal maraton koşusunu teklif edince bu fikir Coubertin’in yoğun desteğiyle kabul edilmiş. Yani giriş yazısını neresinden tutarsanız tutun elinizde kalır. Bu hata detay bile olsa ülkenin bilimle ilgili en önemli kurumlarından birinin olan bu dergiye yakıştıramadım.

İkinci hatayı ise yazar daha ilk cümlesinde yapıyor: “1896 yılında başlayan olimpiyat sporları (…)” Bir kere Olimpiyat sporları denildiğinde akla gelen atletizm branşları bellidir ve bunlar Antik Yunan’da bile öteye dayanıyor olabilir çünkü kast edilen şey Olimpiyat değil, sporlardır. Olimpiyat oyunları kast edilecekse de bilindiği gibi bu oyunların kökeni antik Yunan kent-devletler dönemine dayanır. Günümüzde gerçekleştirilen Olimpik oyunlar “modern Olimpiyatlar” olarak geçer ve antik Yunan’daki Olimpiyatlar’ın devamı olması gayesine dayanırlar. Yazar Olimpiyatlar ile modern Olimpiyatların ayrımını yapmalıdır ve eğer genel bir ifade ile Olimpiyatlar diyorsa bunun antik Yunan’ı da kapsadığını bilmelidir.

Yazarın giriş bölümünün sonundaki tespiti ise hata sayılmasa da katılması oldukça güç bir iddia: “Teknoloji Olimpiyat ruhuna ne yaptı? Doping icat oldu; centilmenlik ve olimpiyat ruhu unutuldu.”Önce altını çizmek gerekiyor ki doping kelimesinin tanımı üzerinde anlaşma sağlanmadan bu kelime kullanılmamalıdır ve yazar yazısında hangi tanım üzerinden gittiğini söylememiştir. Eğer anlamını okura bırakıyorsa ben onun bir okuru olarak Antik Çağdaki atletlerin de performans artırmak için bitki ve besinlere başvurduğunu söyleyebilirim. O çağlarda kelime olarak “doping” kelimesi kullanılmasa da aynı işi gören bitkiler ve besinler için araştırmalar ve bu besinleri kullanmalar söz konusuydu. IOC’nin doping tanımı ise dinamik bir yapıda olup değişebilmektedir ve gelişmelere bağlı olarak değişebilir. Doping kabul edilen maddeler de IOC’nin kabul ettiği bilimsel araştırmalara bağlıdır. Örneğin geçmişte doping kabul edilmeyen bazı performans artıcılar doping kabul ediliyor ancak kas kütlesini artıran kimi kimyasallar doping kabul edilmiyordu, gibi… Görünen o ki yazar yazısının bu tip yönlerini umursamamış ve konunun sadece bilimsel yönleriyle alakadar olmuş. Ancak bir sporsever olarak yapılan bu özensizliğe üzüldüm.

Doping kelimesinin kökeninden bahsedilen bölümde bizim yazımızda gösterilen Kaffir yerlileri kaynağından bahsedilmemiş. Doping kelimesinin kökeninde iki farklı olasılık söz konusudur ve bunlardan birine yer verilirken ötekine yer verilmemesi doğru değildir. Meraklısı için bizim Prof. Dr. Tunç Alp Kalyon’un yazısı: Doping Nedir?

Yazar, aşırı doping kullanımı nedeniyle 31 yaşında hayatını kaybeden ünlü vücut geliştirme sporcusu Andreas Münzer’den bahsederken “Günde 4 tane alması gereken ilaçtan 60 tane alınca,” diyor. Vücut geliştirmeye meraklı herkesin bildiği gibi, yazarın yazdığı doğrudur, Münzer aşırı ilaç kullanımından ölmüştür. Söylentiye göre de kullandığı onlarca farklı ilaç içinde onu ölüme götüren ilaç grubu diüretiklerdi (diüretik: vücutçuların vücuttan su atmak için kullandığı yasaklı ilaç diyelim). Vücut geliştirme tarihinin gelmiş geçmiş en iyi definisyonlu sporcusu olmanın bedeli Münzer için ölüm olmuştu (definisyon: kasların belirginliği diyelim). Ne var ki Münzer’in günde 4 tane alması gereken hiçbir ilaç yoktu! Buradaki ifade hatalıdır. Ayrıca Münzer’in otopsi raporunda pek çok bulgu vardı, ölümünde en büyük sebep, birden çok iç organınının steroid ilaçlar nedeniyle tahrip olmasıydı. Bu veriler ışığında düşünürsek onun aldığı herhangi bir ilacın aniden verdiği zarar yerine düzenli olarak kullandığı steroid ilaçlarının zaman içerisinde yarattığı organ yıkımı onu adım adım ölüme götürmüştü demeliyiz.

Bu Sayıyı Mutlaka Alıp Okuyun! Hatta Daha İyisi: Bilim ve Teknik’e Abone Olun!

Düzenli bir Bilim ve Teknik okuru olmasanız bile bu sayıyı edinin ve arşivinize ekleyin derim ben, sırf gen dopingi konusunu işlediği için bile buna hayli hayli değer. Yazıda benim bahsetmediğim pek çok şey daha bulacaksınız, örneğin Ankara’da, WADA’ya akredite olup da akreditasyonu 2011’de alınan bir laboratuvarımız olduğunu ve buna benzer ilginç şeyler… Yazıyı çevreleyen bu türden kısa kısa bilgiler çalışmayı daha ilgi çekici ve yararlı kılmış. Bilim ve Teknik dergisi sadece 5 Türk lirası (yurtdışı fiyatı 5 Euro). Çocuğunuza düzenli olarak alabileceğiniz en iyi dergilerden biri olan Bilim ve Teknik’e bu sayıyı alma bahanesiyle yıllık abone olabilir ve çocuklarınızın okumasını sağlayabilirsiniz. Bilim ve Teknik dergisi 1970’den bu yana Millî Eğitim Bakanlığı tarafından liselere, 1979’dan bu yanaysa Genelkurmay Başkanlığı tarafından tüm TSK personeline tavsiye edilmektedir.

Bu yazı kanunen tescillenmiştir.

Gen dopingi, doping kullanımı, doping nasıl yapılır, doping ne işe yarar, sporda doping, steroid, sporcu ilaçları, steroit, IGF1, genetik mutasyon, virüs taşıyan gen, kas geliştirme dopingi, oksijen taşıma dopingi ve benzeri konular hakkında olup spor, spor bilimi, spor etiği ve sağlıklı yaşam (fitness) konularıyla ilgili olan bu yazıda kullanılan telif haklarıyla korunan görseller: DigiTaL~NomAd, mandolux, pennstatelive, tableatny ve cszar Creative Commons lisanslarına uygun olarak kullanılmıştır.

3 Yorum

  1. Gunlerin kopegi Gunlerin kopegi 7 Temmuz 2012

    harika bir yazi. tebrikler. 

  2. Kemal Siren Kemal Siren 3 Ağustos 2012

    Bu çok ilginç bir konu ama henüz net bir tanımı yok gibi. Mesela bazı kaynaklarda IGF-1 ve EPO kullanımının gen dopingi olduğu yazılı ama bence yanlış. IGF-1, EPO, vs bildiğimiz hormon ve aynı steroidler gibi dışarıdan alınıyor. Gen dopinginin klasik hormon (ve diğer kimyasalların) alımından bir farkı olmalı. Bence bu fark -senin de bahsettiğin gibi- virüsleri kullanarak DNA’da yapılan değişiklikler sayesinde vucudun istenen molekülleri kendisinin ve devamlı üretmesini sağlamak. Veya benzer yöntemler.

    Son yıllarda en çok heyecan veren mesele myostatin engelleyici kimyasallar. Malum kaslı köpek-boğa resimlerini hepiniz gördünüz, hatta doğal olarak myostatin üretmeyen 1-2 çocuğun resimleri de etrafta dolaşıyor. Myostatin aşırı kaslanmayı önleyen bir molekül ve eğer engellenebilirse (reseptörleri kapayarak veya vucuttaki üretimini durdurarak) hiç egzersiz yapmadan bile Arnoldumsu olunabilecek 🙂

    Halihazırda geçici olarak myostatin engelleyen ilaçlar var ama belki de gen dopingi ile hiç myostatin üretmemek veya myostatin reseptörlerini yok etmek mümkün olabilir. Umudumuz Çin Halk Cumhuriyetinde.. Yakında Olympia şampiyonları hep Çinli olacak bence.

    Not; Günleri Köpeği niye makale yazmıyor artık? Kendisinin yazılarını okumak büyük keyif.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir