GDO’lar hakkında yanlış bilinenler

Yazan: İsmail Kaşoğlu

GDOlarla ilgili ne yazık ki yanlış olan pek çok bilgi toplumda ve basında dolaşmaktadır. Daha vahimi bu yanlış bilgiler “konunun erbaabıdır” diye basında konuşan-yazan hatta akademik niteliği olan kişiler tarafından bile kısmen karşımıza çıkarılmaktadır.

GD ürünler hakkındaki en çok karşılaşılan bilgi sağlığımıza olan etkileriyle ilgilidir. Özellikle bazı ünlü hekimler GD ürünleri insanda bir çok sağlık problemi yarattığı kanıtlanmış gibi sunması veya bunların riskleri ispatlanmış gibi bu ürünlere karşı çıkması bu yanlış bilgilerin en başında gelmektedir.

GDO’lar insanda hastalıklara sebep olur mu?

Şimdiye kadar hiç bir araştırmada GDO gıdaların alerjiler hariç herhangi bir hastalığa, fizyolojik fonksiyon bozukluğuna, organ yetersizliğineveya kansere dönüşen tümörlere sebep olduğu saptanmamıştır. GD ürünler hem bunları üreten firma veya gruplar tarafından, hem de akademik çevrelerce özellikle deney hayvanlarında test edilmektedir. Bu testlerin çoğunda GDO’lu ürünlerin herhangi bir yan etkisine rastlanmamıştır. Alerjiler ise GDO’lu üründe eklenen genin ürettiği proteinler nedeniyle bu proteinlere alerjisi olan insanlarda ortaya çıkabilir. Örneğin fındık alerjisi çok görülen bir alerji türüdür. Fındığın içindeki bu alerjen proteinin genlerini buğdayın genlerine eklediğimizi varsayalım. Fındık alerjisi olan birisi, bu yeni üretilen genetiği değiştirilmiş buğdayı yerse içerisinde fındık alerjen proteinleri de var olacağından kendisinde alerjiye neden olacaktır. Özellikle bu yüzden GDO’lu gıdaların mutlaka doğru bir şekilde etiketlenmiş ve gerekli uyarıların eklenmiş olması şarttır.

GDOlar insanın üzerinde hastalık yapan bakterilerin antibiyotik direnci kazanmasına neden olur mu?

Bu son derece küçük bir ihtimaldir. Transgenik ürünlerin üretilmesi için gen aktarımı yapılması gerekmekte ve gen aktarılan hücrelerin diğer hücrelerden ayrılabilmesi için antibiyotik direnç geni de eklenmektedir. Bu direnç geninin diğer hücrelere geçme ihtimali en fazla 10 trilyonda birdir. Bu çok düşük ihtimale rağmen bilim insanları transgenik ürünler üretirken sadece belirli antibiyotikleri kullanırlar. Eczacılıkta ise çok fazla antibiyotik çeşidi kullanılmaktadır. Dolayısıyla vücudumuzdaki bakteriler bu çok küçük ihtimali başarıp GDO’larda kullanılan antibiyotik direnç genlerini kazansa bile piyasadaki geniş spektrumlu antibiyotikler bu bakterileri de öldürebilecektir. Aslında bu kadarı bile bu bilgiyi çürütmeye yeterli iken şunu da ekleyelim. Yediğimiz besinler sindirilir ve genler de nükleaz enzimleri tarafından parçalanarak sindirilmiş halde bağırsağa geçer. Bu yüzden GD gıdaların, ilaçların veya GD olmayan diğer gıdaların genlerinin vücudumuzda bulunan herhangi bir organizmaya doğal olarak gen aktarması neredeyse imkansızdır.

Marketlerdeki/oazardaki birçok gıda GD mi?

Değildir. Halkın izleniminin bu yönde olmasının nedeni medyadaki kampanyalardır. Yanlış bilgilendirme içermese de “GD gıdaların soframıza kadar gelmesi” şeklindeki bir söylemin yanlış anlaşılması nedeniyle bu izlenimi uyandırmakta olduğu düşünülebilir. Aslında toplumda dile getirilen şikayet, geleneksel tarımın yapıldığı yıllardaki ürün kalitesi ve çeşitliliğinin azalmasıyla ilgilidir. Bu değişimin nedeni iseher mevsim ürün talebini karşılamak amacıyla serada üretim, nüfus artışına bağlı olarak artan talebi karşılamak için aşırı gübreleme ve sulama, daha hızlı ve kolay üretim için kullanılan gelişim düzenleyiciler, hormonlar ve endüstriyel etkenler olarak gösterilebilir.

Kaldı ki GDO yapmak hem zor hem de mevcut canlıların çok azı üzerinde mümkün olabilmektedir. Bu zorluktaki çalışmanın sonucunda üretilen GDO’lar sanılanın aksine tat, şekil ve koku bakımından özellikle seçkindir. Yani aynı zamanda ürünün piyasaya en iyi şekilde sunulması amaçlanır.

Gıdaların çok azının GD olduğunu anlatmak adına daha detaylı bilgi vermek gerekirse bir canlının genlerini değiştirmek için öncelikle bu canlının genomunun çözülmesi, en azından büyük bir gen bölgesinin haritalanması gerekmektedir. Pirinç, domates, mısır, soya fasülyesi ve somon balığı gibi gıdasal bitki ve hayvanlar endüstriyel önem taşıdıkları için GD üretimi yapılmaktadır. Ancak piyasaya sürülen GD gıdaların sayısı yine de her bir gıda türünde karşılaştırma yapılırsa çok azdır. En çok GD gıda türü mısır ve soya fasülyesinde görülür. Bu gıdaların piyasaya sürülmesi ülkelerin GDO ile ilgili yönetmeliklerine göre düzenlenmektedir. GD ürünler ise yine yönetmelikler eşliğinde çeşitli analizler sonucu izin verilen oranda piyasaya sürülmektedir. Örneğin AB üyesi ülkelerde izin verilen oran %0,9’dur. Bu oranın üstündekiler GDO’lu gıda olarak kabul edilip etiketlenmeden piyasaya sürülmemekte veya yine ülkenin ilgili yönetmeliğine dayanarak tamamen yasaklanmaktadır.

Ek olarak hayvan yemleri GDO’lu olabilir. Yeterli miktarda yem sağlamak için hızlı bir şekilde ve ucuza üretilebilen GD yemler kullanılmaktadır. Burada da bir söylenti dolaşmaktadır. Bu yemlerle beslenen hayvanlardan beslenen insanlara GDO’lu gıdaların geçeceği ve zarar vereceği düşünülmektedir. Ancak bir önceki alt başlıkta verdiğimiz gibi hayvanlardaki sindirim sistemi de bu gıdaları sindirecektir.

GDO’ların doğru bilgiler eşliğinde tartışılması önemlidir. Yukarıdaki bilgiler GDO’ları temize çıkarmaz. Aksine zararlı olabilecek yönlerinin daha kolay belirlenmesini sağlar. Ve tabi ki yararlarından da daha etkili şekilde faydalanabilmek için de GDO’ların doğru bilgiler eşliğinde tartışılması ve tanıtılması önemlidir.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir