
Eski Topraktan Eskimeyecek Tavsiyeler! Edward Erdal Ekşi Söyleşisi
Röportaj: İlşad Özkan
BodyTR’deki yazılarından tanıdığınız Edward Erdal Ekşi ile yapılan bir röportajın, sporla, özellikle de vücut geliştirme ile ilgilenenlere çok faydalı olacağını düşündüm. Sağ olsun, E. Erdal Ekşi röportaj teklifimi geri çevirmeyerek sorularıma detaylı cevaplar verdi. Supplement (besin desteği, ek besin) pazarlamacıların reklamlarını arttırdığı şu günlerde, bu yazının özel bir önemi ve anlamı var. Bu keyifli ve doyurucu sohbetin öğretici yönü o kadar fazla oldu ki, sporla ilgilenenler için tekrar tekrar okunabilecek bir yazı çıktı ortaya. Edward Ekşi’nin söyledikleri sadece sporla ilgilenenlere de hitap etmiyor, satır aralarında eski İstanbul’u ve başka pek çok şeyi göreceksiniz…
Çocukluğunuzdan ve yetiştiğiniz çevreden bahseder misiniz? Nerede, nasıl bir çocukluk geçirdiniz?

Ben 1950 yılında İstanbul Yedikule’de doğdum, hâlen de en çok sevdiğim bir semttir Yedikule. Yedikuleli olmakla iftihar ediyorum. Çok eski arkadaşlarım ve yakın akrabalarım var orada. Yedikule eski zamanlarda bugünkünden çok daha sakin bir semtti, herkes birbirini daha iyi tanırdı. Ayrıca eskiden bahçeler ve bostanlarla dolu olan Yedikule’de, çocukların oyun oynayabileceği çok alan vardı. İstediğimiz zaman meyve bahçelerinden incir, elma, üzüm, dut, erik her çeşit meyve ve marul, salatalık falan yerdik, sanırım ağaçlardan hiç inmezdim. Sahil, asfaltı geçmeden önce; deniz, burnumuzun dibindeydi. Her gün deniz kenarına gider olta atar, midye çıkarırdık. Küçüklüğüm cıvıl cıvıl geçti.
Babam Mensucat Santral’da dokuma ustası idi, aynı zamanda babamın amcamla beraber Yedikule’de bir işkembeci dükkânları vardı. Küçüklüğümde orada çalışır, okuldan sonra temizliğe ve bulaşığa yardım ederdim.

Çocukken çok atletik biriydim, nerede duvar görsem üstüne çıkıp hamut çeker veya takla atardım. Sabahtan akşama kadar futbol oynardık, tabii eski Yedikule’de çok açık sahalar vardı. Büyüklerim ve yakın arkadaşlar bana ileride çok iyi bir futbolcu olacağımı söylerdi. Çok küçük yaşta arkadaşlarımı toplayarak bir takım kurdum ve ismini “Ata Gençlik” koydum ve ilk logo dizaynımı o zaman kendi takımıma yaptım. O takımda oynayan birçok arkadaş daha sonra Türkiye çapında futbolcu oldular; iki Cihatlar, İsmail ve Arif gibi… Hatta kendim de 2. Lig’de Karagümrük ve Yeşildirek’e kadar yükseldim, fakat genç yaşta sağ ayak bileğimde başlayan bir sakatlığı tedavi ettiremeyince bırakmak zorunda kaldım.

Değişik bir adınız var. Hem Türk hem de –sanırım– bir İngiliz adına sahipsiniz. Adınızın hikâyesi nedir?
Amerika’ya geldikten sonra, Marmara Üniversitesi Tatbikî Güzel Sanatlar Grafik Bölümü’nden mezun olmama rağmen hemen tasarım işi bulamadım. Önce lisanı öğrenmem gerekti ve ilk işime benzin istasyonlarında pompacı olarak başladım. Daha sonra bir şans eseri Avrupa’da yarışırken karsılaştığım, aslen Fransız olup sonradan New York’a yerleşen bir idareci sayesinde buradaki bir reklam ajansında “Designer” yani grafik tasarım sanatçısı olarak Bird & Falborn Advertising’de iş buldum ve çalışmaya başladım. Kısa zamanda da yaptığım işler çok beğenildi ve burada çalışmaya devam ettim. Art direktörüm olan Stephanie Grimoldi, daha sonra partnerim olacak rahmetli yazar/designer Rusty Nelson ve diğer Amerikalı arkadaşlar beni hep “Ördıl” diye çağırıyorlardı, çünkü Amerikan İngilizcesinde “e” ve “r” yan yana gelince “ö” diye okunuyor. Onlar böyle çağırdıkça ben de hiç işitmiyor, anlamıyordum. Daha sonra bunu fark etmiş olacaklar ki, bana, “Biz seni ‘Edward’ veya ‘Eddie’ diye çağırsak nasıl olur?” dediler, ben de “O.K” dedim. Beş sene sonra da Amerikan vatandaşı olunca, son hakkım olan isim değişikliğinden yararlanarak ilk ismimi “Edward” orta ismimi “Erdal” soy ismimi de “Ekşi” olarak bıraktım, yani Edward Erdal Ekşi. Ben bu isim değişikliğini onlara adadım, bu tavrım onların bana gösterdikleri yardımlara bir karşılıktı. Hepsinin benim Amerika’ya alışmamda çok yardımları oldu. Ayrıca daha sonra Manhattan’da Rusty ile kendi reklam ajansımızı açtığımızda isim değişikliği benim için çok büyük kolaylık oldu. Uzunca süre –18 sene– Manhattan’da kendi şirketimizi işlettik başarılı olduk. Çok büyük Amerikan şirketleri için iş yapma imkânımız oldu; Hertz, Ogden Allied, Met-Life, K-Line, Maersk, Guardian, Citibank ve daha birçok şirkete reklam kampanyaları yaptım. Hertz’in hâlen kullanılan logosunun dizaynında çalıştım ve Corporate Identification in da Landor ile beraber çalışarak Hertz’in o meşhur logosunu yarattık, ayrıca uzun yıllar başarı ile kullanılan Hertz Otobüsü Willy’nin birçok karakterini yarattım.

Vücut geliştirmeyle nasıl tanıştınız, nasıl ve niçin başladınız?
Daha 12 yaşında iken bahçemize iki kalın direk dikip aralarına da bir boruyu çivileyerek ilk barfiks çekme demirimi kurdum. Yine o sene annemden boş Vita tenekelerini alarak içlerine beton döktüm ve demir bir çubuk koydum; beton kuruyunca ters döndürerek ağaca bağladım ve ikinci tenekeye de beton döktüm. Beton harcını taşlarla karıştırmıştım, harç kuruyunca fark ettim ki bir tarafa daha çok taş koymuşum ve o taraf biraz ağır olmuş; sanırım iki sene kadar böyle çalıştım.
Yaz kış devamlı bahçedeydim, bir barfikste sallanıyor, hemen sonra da altında duran halteri kaldırıyordum, arada da top oynuyordum. Kısa zamanda tam bir “V” biçimi aldım. Daha sonra, her yerde beraber canbazlık yaptığımız sevgili arkadaşım Atıf (sanırım hâlen Yedikule’dedir) ile beraberce Sultanahmet’teki Amerikan Dersanesi’nin spor salonuna gittik ve yazıldık. Sanırım aylığı 1,5 lira idi. Rahmetli Gürbüz Tansever ağabeyin idare ettiği, Yerebatan Sarayı’nın hemen yanında eski püskü bir bina idi burası. Şimdi yıkılan bu yerde jimnastiğe başladık, bu arada aynı yerde küçük bir odada, “dan, dun” diye demir sesleri işittik, orada halterler ve dambıllar varmış. Oraya gelen bir arkadaş kendi kendine çalışıyordu, görünüşü çok canayakın geldi ve tanıştım. Bu arkadaşın adı Ahmet Enünlü idi, korkunç bir fiziği vardı, bize nazaran çok gelişmişti. O bana bir gün, “ne diye jimnastik yapıyorsunuz, gel ağırlık da çalış” deyince ben de benim evdeki betondan yapılmışlara göre daha güzel görünen demirleri tercih ederek seve seve vücut geliştirmeye başladım. Sanırım iki sene kadar, haftada iki gün açık olan bu yere jimnastiğe ve haltere gittim. Daha sonra Ahmet ağabey bir gün, “yahu Ekşi, sen Beyoğlu’ndaki Tagar’a gel, ben artık orada da çalışıyorum” deyince ben de bir gün çekine çekine Tagar’a gittim.

“Para Biriktirip TAGAR Spor Salonuna Yazılmıştım“
O senelerde İstanbul’da salonlar çok azdı, zaten topu topu iki taneydi, ikincisi Nişantaşı’ndaki Weider’di. O zamanlar Türkiye’nin en lüks salonu Tagar’dı, aylığı 30 veya 45 lira idi. Bizde pek para olmadığı için öylesine bir kapıdan bakmaya gittik, ama sonunda para biriktire biriktire oraya yazıldım. Gerisi inşallah gelir dedim veya gelmezse de Ahmet’e durumu anlatırım dedim kendi kendime. Sanırım yazıldığımda yıl 1966 idi, ne kadar model, şarkıcı, artist varsa oraya gelirdi, 1,5-2 sene gel git çalıştım. Param kalmayınca bırakıyordum, olunca yine geri gelebiliyordum. Daha sonra Ahmet abi beni Yorgo Tagar’a çıkarıp “Bak bu adam ilerde belki iyi bir şampiyon olacak, ondan para almayalım, zaten çocukta para yok, talebe.” dedi, hocam Yusuf Haleplioğlu’nun da araya girmesi ile benden para almadılar ve böylece tam hızla başladım. Ancak hem okul hem de iş olduğundan her zaman gidemiyordum, böyle böyle birkaç ay aradan sonra kesin olarak karar verdim ve daha sıkı sarıldım; haftada en az 4-5 gün gitmeye başladım. Geçen senelerde abilerim olan Mehmet Gökçen, Parolay Atan ve Ahmet Enünlüden çok şeyler öğrendim, bu arada Ahmet ile çok iyi arkadaş olduk, çoğunlukla beraber çalışmaya başladık. Ayrıca Ahmet’ten çok şeyler öğrendim, bana programlar yapardı. Antrenmandan sonra beraber Beyoğlu’ndaki eski Rum tatlıcılarına gidip profiterol yerdik veya tam Oliva Geçidi’nin karşısında Arnavut bir tavukçumuz vardı orada pilav üstü tavuk yer üstüne de kaymaklı kadayıf ziyafeti çekerdik, ne günlerdi…
O dönemlerde Parolay Atan, Mehmet Gökçen, Haldun Sevel, Mehmet Saklı, Tevfik Ulusoğlu, Seyfi Timur ve Cengiz, Bekir (?) gibi zamanın ünlü şampiyonları ile de çok iyi arkadaşlıklarımız başladı. Zaman zaman onlarla beraber de çalışıyordum, herkesten bir şeyler öğrendim, ancak çok da inceler her şeyi analiz ederdim. Sanırım yıl 1970 veya 71 idi, Ahmet Enünlü ve Parolay Atan, Yusuf Haleplioğlu ve rahmetli şampiyon Mehmet Güçlü’nün teşvikleri ile Ankara’da yapılan ilk büyük müsabakam olan Türkiye Şampiyonası’na katıldım. Halter Federasyonu’na bağlı idik ve vücut geliştirme yarışmaları halter kaldırmalardan sonra yapılırdı. Sonuçlar geldiğinde, tam hatırlamıyorum ama 8’incilik gibi bir derece yapmıştım, o zaman anladım ki daha çok yol gitmem lazım.
“Türkiye’de Hiçbir Şey Yoktu“
Dört sene sonra İstanbul Şampiyonluğunu kazandım, 1975’de de ilk defa Türkiye Şampiyonu olarak millî takıma seçildim ve Güney Afrika’ya gönderildim. Türkiye’de hiçbir şey yoktu o zamanlar, ayağımızda doğru düzgün spor ayakkabı bile yoktu; yarışmada ayağında Tokyo terlik ile dolaşan bir tek bizdik.
Güney Afrika’yı gezerken bir kitapçıda vitaminleri gösteren bir kitap elime geçti ve onu satın alıp Türkiye’ye getirdim. Çok iyi arkadaşım olan Hürriyet’in sahibi Sedat Simavi’ye (Hürriyet’in kurucusu Sedat Simavi’nn torunu, Erol Simavi’nin oğlu) kitaptan bahsedince “ben sana onu gazetedeki tercümana Türkçeye çevirttiririm” deyince dünyalar bizim oldu. Bir iki ay içinde koca kitap çevirtildi ve geldi. Bu çeviriler gelince karideste çok fazla protein olduğunu gördük ve Ahmet ağabeyin kendi cebinden ödediği paralarla aldığı karidesleri haşlayıp yemeye başladık. Ancak kısa zamanda karideste kolesterolün de yüksek olduğunu öğrenince biraz o işten vazgeçtik.
İşte hep böyle başladı, denedik ve öğrendik. Özellikle bu spora çok emekleri geçen Ahmet ağabey ilk defa dünya yarışmalarına katılan yarışçı olduğu için onun getirdiği bilgiler bizim için çok faydalı oldu. Daha sonra da millî takımda beraber yarıştık, yıllarca partnerlik yaptık.

Kolesterol konusundan bahsettiniz. O dönemde yüksek kolesterolden kaçınmışsınız. Biliyorsunuz, BodyTR olarak kolesterolün pek de kötü olmadığı hakkında pek çok yayın yaptık. Siz bugün kolesterol hakkında ne düşünüyorsunuz?
Geçen zaman içinde kolesterol hakkındaki bilgiler de değisti, bugün artık HDL (High Density Cholestrol- lipoprotein) iyi kolesterol ve LDL (Low Density Cholestrol- lipoprotein) kotu kolesterol diye ikiye ayrılan kolesterolün oranı daha önemli. Şayet bütün kolesterolünüz 200 mg/dL ise ve bunun sadece 50mg/dL’si HDL ise sizin kolesterol oranınız 4’tür. Kolesterolün 5:1 orandan az olması şart diyenlere inanıyorum, bu nedenle HDL’i daima yüksek tutmanız gerek. Çünkü bu ideal orandan arta kalan LDL’ler sizin damarlarınızın iç duvarlarına yapışarak onun daralmasına neden olacaktır.
“Anne Sözünü Her Zaman Dinlemek Lazım“
Aileniz vücut geliştirme seçiminize nasıl karşılık verdi? Olumlu muydu, olumsuz mu?
Ailem her zaman destekledi, babam elinde benim resimlerimi veya o zamanki gazeteleri taşırdı “oğlum şampiyon” diye. Annem de çok güzel yemekler yapardı, özellikle börekleri nefis olurdu, ancak Dünya Şampiyonalarına hazırlanırken yiyemezdim ve o çok üzülür, “azıcık tadına baksaydın oğlum” derdi, “yok anne, yiyemem, beni yağlandırır” deyince de üzülürdü… “E ama oğlum, bir lokma kaldın” derdi, canım annem, demek ki o bile görebiliyormuş neler çektiğimizi. Artık aradan çok seneler geçti, hepsi nur içinde yatsınlar ama keşke yeseydim diyorum bazen, çünkü diyetin dozunu bile bilmiyorduk, bu nedenle adaleden kaybediyor veya düz (flat) oluyorduk… Annenin sözünü her zaman dinlemek lazım.
“Biz Saygılıydık, Mütevazıydık, Böbürlenmezdik ve Çok Saygı Görürdük“
Vefat eden yakınlarınız nur içinde yatsın, Allah size ve sevdiklerinize uzun ömürler versin… O dönemde Türkiye’de vücut geliştirme nasıl algılanıyordu?
Biz çok mütevazı büyüdük, büyüklerimize karşı mutlak bir saygı vardı, Ahmet benden bir iki yaş büyük olmasına rağmen “ağabey” lafını ağzımdan hiç eksik etmezdim… Haza, hâlen de öyle. Ne zaman Türkiye’ye gelsem ilk aradığım insanlardan biridir o, hemen buluşur saatler geçirir, beraber antrenman yaparız. Ama ben ayrıca Türkiye’de artık saygı diye bir şeyin kalmadığını da çok yakından gördüm ve üzüldüm. Ayrıca biz hiç gösteriş yapmazdık, kısa kollu gömlek bile giysek kollarımızın hacmi gözükmesin diye bilhassa bol diktirirdik. Bir de vücut geliştirme yok gibi idi, bizi sadece plaja gidince fark ediyorlardı. Hatta bir gün federasyona senelik sağlık kâğıdı çıkarmak için gittiğimde oradaki yetkili “Halterci” diye yazdı, ben “vücut geliştirme” deyince de “ne fark eder, aynı şey” dedi. Biz böyle hep halterci diye çağrılırdık.
Ancak toplumun bizi tanıyan kesimi arasında çok saygınlığımız vardı, özellikle salonda çalışırken herkes birbirine çok hürmetli ve saygılı idi, herkes birbirine yardım için yarışırdı. Eğer ben bir alette çalışıyorsam ben setleri bitirene kadar onu kimse ellemezdi. Güzel günlerdi…

Antrenmandan sonra Beyoğlu’nda yürürken esnaf bizi sürekli göre göre tanıdığı için “Abicim, bir kahvemizi içmez misin?” diye çağırır dururdu. Şimdi nasıl bilemem ama o zamanlarda vücudu bronzlaştıran ilaçlar yoktu, yurtdışı yarışmaları da hep yazın sonuna denk geldiği için biz de güneşlenmek için kendimize yer arardık. Tabii Florya Plajı artık kapalı olurdu ama bize daima kapıyı açarlardı, bir de Suadiye Plajı’nın hemen yanında Reşat ağabeyin “Reşat” diye restoranı vardı, o hep bizi çağırır, o sezonda restoranın bahçesi hizmete kapalı olduğu için orada güneşlenirdik.
O zamanlar Türkiye’de Vücut Geliştirme ortamı nasıldı? Vücut geliştirme yapmanın ne tür avantajları, dezavantajları vardı?
Ortamımız çok arkadaşça olurdu, İstanbul’da olsun Ankara’da olsun hangi salona gitsem misafir edilir ve çalışmam onlara zevk verir, memnun olurlardı. Küçük büyük herkes bizim dostumuzdu. Ancak toplumun bilgisi çok sınırlıydı ve vücut geliştirme hakkında bildikleri her şey kulaktan dolmaydı. Çoğumuz “oğlum, bırakırsan sarkar… unutma” sözünü duyarak başladık ama bu yaşta hâlen sarkmadı. Yaşıtlarıma oranla çok daha iyi bir durumdayım, bu da yeter sanırım. Dezavantajı, Türkiye’de hiç kıyafet bulamıyorduk, ya diktiriyor veya çok büyüğünü alarak daralttırıyorduk.
Başlangıçta antrenman düzeniniz nasıldı?
Haftada üç gün, bir gün ara ile ve tam vücut çalışıyordum, yani her bölge için bir veya iki hareket yapıyordum. Bu şekilde bütün vücudu çalıştırıyordum, başladığım zamanki hâlime nazaran kısa zamanda çok geliştim. Daha önce futbol oynamanın ve jimnastik yapmamın bana çok faydası oldu herhalde.
Ne zaman ciddi olarak vücut geliştirme yapmaya başladınız?
1960’larda başlamama rağmen sanırım 70’lerin ortasında artık istediğim ölçülere, o zamanki rakiplerimle yarışacak şekle ulaşabildim.
Eskiden Türkiye’de Steroid Yoktu ki Kullanan Olsun
Steroid kullandınız mı? Eğer kullandıysanız merak ediyorum, bugünkü bilgi birikiminiz ve dünya görüşünüz o zaman olsaydı yine kullanır mıydınız?
Ülkede yoktu, param da yoktu.
Parası olanlar temin edebiliyor muydu yani?
Bazen duyuyorduk kullanıldığını, getirildiğini, ancak bizde çok korku vardı buna karşı, sıhhat olarak nelere mal olacağının farkındaydık.
Hangi müsabakalara katıldınız?
Uzun yıllar katıldığım yarışlar: NABBA Mr. Universe, WABBA Mr. Universe, IFBB Mr. Universe, IFBB Mr. Europe, WABBA Mr. Europe, Mr. Turkey, Mr. İstanbul.

“Şimdi Yapsam Yurtdışı Yarışmalarına Asla Girmezdim“
O günlere tekrar dönme şansınız olsaydı yine profesyonel vücutçu olmayı seçer miydiniz?
Sadece çalışmayı seçerdim ama uluslararası yarışmayı seçmezdim, çünkü çoktan –deyim yerindeyse– silah çıkmış ve mertlik bozulmuştu. Biz güneş altında doğal bir biçimde yanarak gidiyorduk, onlar iki dakikada bizden daha bronz oluyorlardı. Ne kadar iyi hazırlandıysak da onların ilaç ve sponsor imkânlarının önüne geçemedik.
Bunları görünce anlıyorsunuz ki bu sıhhatli olmak için yapılmıyor artık. 17 yaşındaki çocukta 52 cm kol var, bu imkânsız. Normalde o ölçüye gelmek için en az 10 sene gerek.
“Hiçbir Zaman Protein Tozu Kullanmadım“

Beslenmeniz nasıldı? Sentetik ek besinler kullanır mıydınız?
Tamamı ile doğaldı. Örneğin hiç amino asit, protein tozu veya şu bu ilacı kullanmadım. Arada sırada B-Kompleks ve multi-vitamin alırdım, 2-3 haftada vücut alışınca bırakırdım. Böreği çok severdim; leblebi, fındık, fıstık, kuru üzüm, pekmez, peksimet, tarhana çorbasını çok yerdim. Eti fazla alamadığımızdan, daha çok kuru fasulye, nohut yemekleri yapardı rahmetli annem. Ruhu şad olsun, bana çok iyi bakardı. Yürüyerek hep Samatya’ya giderek bana taze ciğer, dalak alırdı, ben kuvvetli olayım diye. Şampiyon kupamı görünce çok ağlamıştı. “Onu ben besledim” derdi hep.
Peki ya doğal ek besinler?
Öyle bir şey bilmiyorum, sadece yabancı mecmualarda görürdük. Ben ne bulursam yerdim, metabolizmam çok hızlıydı, ne yersem yakardım.

Zararlı alışkanlıklarınız var mıydı? Ya da dönem dönem oldu mu?
Hiçbir zaman olmadı, sigara içmedim, içkiyi zaten sevemedim, gece hayatım hiç yoktu; gürültüyü, kalabalığı sevemedim, hâlen de öyledir. Hemen hemen her gün et ve tavuk yerim ve kolesterolüm de düşük, sanırım zararlı alışkanlıklarımın olmamasının bunda payı vardır.
Gizli Toplantılar Yapıldı, Yapılıyor. Bunların Sonucunda Vücut Geliştirme Ortamı Tüm Dünyada Ek Besin (Supplement) Satıcılarının Eline Geçti
Bugün birtakım medya güçlerinin de çalışmaları sayesinde vücut geliştirme ve supplement birlikte anılır oldu. “Supplement’siz vücut geliştirme olmaz” gibi bir kanı oluşturulmak isteniyor. Bunu nasıl değerlendiriyorsunuz?
Benim de en çok aldığım sorular bunlar, “Hocam salondaki arkadaşlar veya herkes diyor ki…” diye başlıyorlar. İnanın Türkiye’nin durumu zor, tam bir dejenerasyonun içinde. Ancak bana göre bu supplement işi yeni olmadı, anlatayım:

1975’de Güney Afrika’ya Mr. Universe (Mr. Olympia, Mr Universe beraber yapıldı) için gitmiştim. Arnold ile beraber idik, o güne kadar yapılan en görkemli yarışma idi. Bu yarışma esnasında bize kapalı olarak yapılan IFBB toplantısında Serge Nubret ve Frank Zane, yarışmalarda estetiğin baz alınmasını istediler, Arnold ve arkadaşları ise ölçünün önemine değindiler ve IFBB Arnold’un tarafını tutunca ilk defa Mr. Olympia’yi iki sıklette “uzun” ve “kısa” diye yaptılar. Daha sonra da body building (vücut geliştirme) bir freak show’u hâline geldi (BodyTR Notu: Freak show İngilizce bir deyim ve Türkçeye “ucube gösterisi” diye çevirilebilir). Çünkü IFBB aslında Weider tarafından idare edildiği için (Joe ve ben Weider kardeştir) supplement satmak istiyorlardı, ayrıca Weider Japonya’da amino asit fabrikalarının ortağı idi. Arnold ve Weider de kendi protein tozlarını pazarlıyordu. Weider Arnold’un vasıtası ile bunu kullandı ve ek besinleri dünyaya yaydılar. Serge Nubret yarışmada çok iyi, çok formdaydı, odamıza geldi ve mide kaslarını gösterince aklım durdu, onu geçmek aslında imkânsızdı. Ancak yarışmayı Arnold’a kaptırınca Fransa’ya, eve döner dönmez IFBB Başkan Yardımcılığı görevinden istifa etti, WABBA’yı kurdu ve ilk gösterisine Ahmet ile beni davet etti. Kısa zamanda anladık ki IFBB’nin de NABBA’nın da WABBA’nın da gayesi “satmak” idi. Avrupa’da Dave Draper, Baldo Lois, Serge Lerus ile bir ay kadar WABBA’yı temsilen antrenmanlar ve seminerler yaptık, biz işin tam farkında bile değildik ama onlar vücut geliştirmeyi para kazanmak için kullandılar. Bu arada Mike (Mentzer) ile karşılaştık, o da IFBB’yi temsilen Fransa’da idi. Onunla öğlen yemeğine gidecektik ancak idarecisi gelip bunu önledi, böylece artık arkadaşlık bitmişti. Her kesim kendi çıkarı için pazarlamalara başladı. Hatta Ahmet ağabey ile bana ceza bile vermeye kalkıştılar, işte bu işler böylece ayrılmaya başladı. Rakip tarafın kitabında, dergisinde resmin çıkarsa Weider seni silmeye başladı. Supplement’lerin arkasındakiler bütün dünyadaki vücut geliştirme faaliyetlerini idare eder hâle geldi.
Bugün kitapları en çok satan vücut geliştirme yazarlarının hiç biri adale yapmış insanlar değil, (Weider, Kennedy, vb.). Peki, bu nasıl oldu? Pazarlama işin içine girdi. Senin ülkene geliyorlar ve kendi mallarını pazarlıyorlar. Peki, yüz seneden daha önce de vücut geliştirme vardı ve o zamanki vücutçular da çok adaleli idi. Ben pek çok modern vücutçu ile çalışma imkânı da buldum, çoğu tam bir hareketi bile yapamıyor, sadece “pump” yapıyorlar, çünkü vücutları HGH (Human Growth Hormone: Yapay Büyüme Hormonu) ve Streoid (Allah bilir hangi çeşit steroidlerle) dolmuş vaziyette.

“Bir Gün Çok Meşhur Bir Ressam Olacaksın“
Arnold’un kitabını tanıttığım yazımda (Arnold / Bir Vücutçunun Eğitimi) ben de bu konulara değinmiştim. İşin dışında sayılabilecek biri olarak bile bu çirkin ağı görebilmişim demek ki. Şimdi sizin söylediklerinizle bu olayları bizzat tanıdığından ispatlamış olduk. Bu önemli bilgilerin BodyTR’den verilmesine çok memnun oldum. Neyse. Tekrar size dönelim. Ben sizi biraz nispeten iyi tanıyorum fakat okurlarımız arasında sizi yeterince tanımayanlar vardır. Siz çok yönlü bir insansınız. Örneğin bir grafik tasarım sanatçısısınız. Grafik tasarımına nasıl başladınız?

Çok küçük yaşlarda hep çok güzel resimler çizdiğimi söylerlerdi, ama ben hep abimin daha iyi resim yaptığını biliyordum. Sultanahmet Orta Sanat Okulu’ndaki sanat hocam (Yusuf Hocam) benim resimlerimi çok beğenir ve bir gün çok meşhur olacağımı söyler dururdu, onun teşviklerini hiç unutmadım. Daha sonra Ankara Reklam’da Yüksel Ünsal, Attila Damar ve Yüksel Ertan’ın çıraklığını yapma imkânı buldum, o zaman 16 yaşında idim. Liseyi bitirince Marmara Üniversitesi Tatbikî Güzel Sanatlar imtihanlarına girdim ve ikinci olarak kazandım, gerisi de geldi. Daha sonra Türkiye’de birçok birincilikler kazandım; poster yarışmaları, logo ve tasarım yarışmalarını kazandım. Hilton’a grafik tasarımları yaptım.Tekel’e yaptığım tasarım ile Bahar Sigarası Poşet Yarışması’nda birinci oldum. İstanbul Festivali Poster Yarışması’nda ikincilik ve mansiyon aldım, Kartal Belediyesi Logo Yarışması’nda ikinci oldum. Nasreddin Hoca Pul Yarışması’nı kazandım, İstanbul Rallisi Poster Yarışması’nda iki sene üst üste birincilik aldım. Büyük Şehir Poster yarışını kazandım.
Genç yaşta elde ettiğiniz başarıların arkasından daha büyüklerini elde ettiğinizi de önceki anlattıklarınızdan biliyoruz zaten. Birazcık kişisel yaşantınızdan bahsedelim istiyorum. Evli misiniz?
Evliyim ve üç çocuğum var; iki oğlan, bir kız.
Eşiniz ve sonradan aileniz diğer üyeleri vücut geliştirme yapmanızı nasıl karşıladı? Vücutçu olmanız onlar veya sizin için fazladan bir zorluk yaratıyor muydu?
Eşim benim en büyük destekçim ve bana her zaman destek oldu. Buraya ilk geldiğimde beni salona o yazdırdı ve Amerika’da ilk işimiz o zamanlar oturduğumuz apartmanın boş odasına beraber giderek Weider’in gold setini beraber kurmak oldu. Daha sonra ilk oğlum John doğunca aletlerimi bodruma taşıdım ve üstüne yeni aletler aldım. Şimdi artık evimde tam bir gym’im (spor salonum) var. Oğullarım bu işi çok seviyor ve benim evdeki gym’imde hep beraber çalışıyoruz. Küçük oğlum lisede Varsity Şampiyonu olmuş bir güreşçiydi ancak sakatlanınca bıraktı, şimdi hep vücut çalışır. Evdeki hanımlar ise sanırım artık adale görmekten bıktılar, sadece bir şey taşınması gerekirse veya eşyanın yeri değişecek ise önemli oluyoruz… (Gülüyor)
“Amerika’daki Nişanlımın Yanına Rahmi Turan Sayesinde Gidebilmiştim“

Keşke herkesin evindeki hanımlar bu kadar destekçi ve anlayışlı olsalar. Peki, siz ne zaman ve niçin yurtdışına yerleştiniz? Bize yurtdışı hikâyenizden bahseder misiniz?
Askere gitmeden önce kıymetli arkadaşım, Yalçın Yolaçar (Hem Şampiyon Spor Salonu’nda Ahmet Enünlü’nün hem de Herkül Spor Salonu’nda –sonradan Vücut Geliştirme Federasyonu Başkanı olan– kıymetli Özer Baysaling ağabeyin ortağıydı) hep bana Amerika’da aile dostları bir hanımın kızından bahsederdi. Sağ olsun çok neşeli bir insan olan Yalçın ağabey bana takılır dururdu, “seni Amerika’ya yolcu edeceğiz” diye. Bir gün bana misafirlerinin geldiğini ve beni eve davet edeceğini söyledi, ben de gittim. Orada tanıştık, zamanla birbirimizi beğendik ve Yalçın ağabeyin Bostancı’daki yazlığında, o zamanlar denizin kenarında olan evde (simdi önüne beton yığını dökülmüş ve deniz iki kilometre öteye atılmış) o yaz nişan yaptık. Nişanlım Amerika’ya dönünce de hep yazıştık. Daha sonra ben askere gittim ve askerde yine yazıştık. Askerden gelince Günaydın gazetesi yazı işlerindeki grafikerlik işime geri döndüm. İhtilal yılları idi, yurt dışına çıkmak kesinlikle çok zordu, Sevgili Rahmi Turan’dan (Günaydın’da yazı işleri müdürü idi) habersiz Amerikan Konsolosluğu’na baş vurdum; gazeteci olarak gideceğim diye vize için form doldurdum. Amerikan Konsolosluğu da birkaç ay sonra gazeteye, yani Rahmi ağabeye telefon etmez mi, tam da yanında oturuyordum! Rahmi ağabey Konsoloslukla konuşurken telefonu eliyle kapatıp, “Erdal, sen Amerika’ya mı gidiyorsun?” diye sordu, şaşkınca, “evet ağabey, sana söyleyecektim” dedim ama kıpkırmızı da oldum. Bu arada o da Konsolosluktan telefon eden insana hiç bozuntuya vermeden “Evet, biz gönderiyoruz. Orada Türk iş adamları ile röportaj yapacak” dedi, (sağ olsun) bu sayede vizeyi verdiler ve gidiş o gidiş! Sağ olsun Rahmi Ağabey’le hiç bir zaman kontağımı kesmedim, hâlen devam eder, kulakları çınlasın.
“Türkiye’yi Her Gün Özlüyorum“
İnşallah o da pek çok eski dostunuz gibi bu röportajınızı okur… Uzun zamandır oradasınız. Genel olarak Türkiye’yi özlüyor musunuz ya da Türkiye’ye has bazı şeyleri?
Her gün özlüyorum. Eşim de Türk olduğu için Türk yemeklerini daima yaparak biraz özlem gideriyoruz. Ben yıllardır çok güzel mantı, börek, peremeç, poğaça falan yapabiliyorum.
Türkiye her zaman özlemlerimde. Özellikle eski günleri, arkadaşlarımı; sokaklarını, insanlarını, yemeklerini, içtenliklerini; Langa hıyarını, Yedikule marulunu; inciri, taze eriği; kadayıf tatlısını, döneri, Boğaz’daki vapur gezisini çok özlüyorum.
Yeniden Türkiye’ye dönüp burada yaşamayı düşünüyor musunuz?
Tabii ki isterim ama Amerikada çok kök salmış vaziyetteyim. Yaptığım Corvette resimleri şu anda koleksiyonculara satılıyor, Amerika’nın ve dünyanın her yerinden alıcısı var, ayrıca Manhattan’daki ajanslara daima resimler yapıyorum. Bu iş düzenini Türkiye’den devam ettirebilir miyim bilemem. Ancak yine de ülkeme arada sırada da olsa döndüğümde en azından gençlere bir şeyler vermeyi çok isterdim.
Ne zaman yarışmacı olarak vücut geliştirme yapmayı bırakmıştınız?
Ben bu işi hiç bırakmadım, 1985’ten sonra artık yarışmacı olarak ilgilenmedim, o yıllara kadar ciddi olarak tekrar girerim diye hazırlanmıştım. Hatta Night of Champion’da yarışma için teklif aldım ve WABBA’nın Amerika’daki başı Mr. Universe Victor Terra benden WABBA Mr. Universe’de yarışmamı istedi ise de işlerimin yoğunluğu nedeni ile tam konsantre olamadım. O yıldan sonra vücut geliştirmeyi sadece kendim için yaptım ve hâlen de yapıyorum.
Master’lar kategorisinde yarışmayı düşündünüz mü?
Bilemem, ama Allah izin verirse bir gün en yaşlı ve fiilen bu işi her gün yapan birkaç kişiden biri olacağım (tabii ki Ahmet ve Parolay ağabeyimden sonra).

“Hiçbir Şeyi Saymam, Adaleyi Dinlerim ve Hiç Ek Besin (Supplement) Kullanmam“
İnşallah. Bu arada, keşke diğer büyüklerimiz de sizin gibi bilgi ve deneyimlerini buradan biz gençlerle paylaşsalar. Kendi eksikliklerimden dolayı henüz istediğim bazı isimlere ulaşamadım, söyleşimizi okuyan bütün büyüklerimi buradan BodyTR’ye davet ediyorum, sizlerden öğreneceğimiz çok şey var bizim… Eski vücutçulardan bahsederken aklıma geldi; benim de çok takdir ettiğim bir vücutçu olan Frank Zane, tıpkı sizin gibi ilerleyen yaşına rağmen egzersizden kopmamış birisi. Arkadaşınız Bay Zane’e soramıyoruz ama sizi yakalamışken soralım, şimdiki antrenman ve beslenme düzeniniz nasıl?
Frank Zane bu işte bir ustadır, birçok yarışçıyı o hazırlar. Ayrıca bir vücut geliştirme dergisi vardır onun. Her zaman kendi çıkardığı bu aylık dergisinde benim illüstrasyonlarıma da yer verir. Onun yazdıklarını takip ediyorum ve sanırım görüşlerine hemen hemen katılıyorum. Çalışmalarımda onun bilgilerinden faydalanırım, kendisi aynı zamanda matematik profesörü, kimyager ve hem de filozoftur; çok iyi bir insandır. Dergi demişken de aklıma geldi, o da 1987 den beri benim yaptığım logo tasarımını kullanır.
Şu anda haftada en fazla dört-beş gün çalışabiliyorum. Daima gece 23:30’dan sonra çalışırım, bu benim en kuvvetli olduğum zaman. Her zaman pull-push (itme-çekme) tekniğini uygularım. Çift set sisteminden vazgeçmedim. Adaleyi sıkıştırmak en büyük düsturumdur. Antrenmanlarıma mutlaka gerdirmeyle (stretching’le) başlarım. Canım o gün çalışmak istemezse yarıda bırakır çıkarım. Vücudumu çok dinlerim, her sabah kaslarımı kontrol ederim, recuperation’a (kas yıkımı sonrasında oluşan toparlanma, iyileşme ve kas inşası dönemi) çok inandığım için boş zamanlarımda vücut geliştirmeyi kafamdan silerim. Genelde içgüdü ve sıkıştırma, yarım tekrarlar, çift setler ve öncelikli (priority) sistemlerini çok kullanıyorum. Ağır kiloları tercih etmem ancak kiloyu kafamda ağırlaştırırım. 12-15 tekrardan vazgeçmedim, setleri hiç saymam, hiçbir şeyi saymam, adalenin kendisini dinlerim, şayet iki sette yeterince sıkışırsa devam etmem. Hiçbir hareketi bugün salonda yapılanlar gibi yapmam, açılarım değişik, itiş noktaları değişiktir, ½, ¾, tekrarlar da yaparım, makineleri tercih etmem. Beyin-vücut ilişkisine ve gücüne inanıyorum. Hiçbir supplement kullanmam, süt içmem, vitamin bile dokunur bana. Şu anda 100 kiloyum (220 lbs) kolum 46.5-47, diyetim ise hiç değişmedi; yüksek protein, düşük karbonhidrat, düşük yağ… Bütün sene boyunca. Yaz gelince devamlı barbekü yaparım.

Yakınlarınıza, vücut geliştirme veya başka bir spor yapmaları yönünde telkin ve teşvikleriniz oldu mu?
En gencinden en yaşlısına herkese ilk konuşmamızda vücut geliştirmeyi telkin ederim. Çalıştığım yerlerde insanlara program vermekten yorulmam. Hayatınızda sağlıklı vücut geliştirmeyi düstur edinirseniz hiç derdiniz olmaz ama kısa yollara başvurur ve vücudun ürettiği şeylerin dışına çıkarsanız sonunda vücudunuz da size “kısa yolu” gösterir.
“Sporcuların Üzerinde Politikacıların Baskısı Olabilir“
Biraz da güncel konulardan bahsedelim istiyorum. Türkiye’deki vücut geliştirme camiasını takip ediyor musunuz hâlâ?
Hayır, takip edemiyorum. Bir iki eski vücutçu hariç kimsenin beni tanıdığını sanmıyorum, önemli de değil. Neler oluyor tam anlamı ile bilemem, biz tarihimize pek sahip çıkan bir millet olmadığımız gibi eski şampiyonları da kimse ne arar ne de sorar. Ancak duyduğum kadarı ile Millî Takımı ve Federasyonu idare edenlerin arasında, eskiden tanıdığım arkadaşlarımın olduğunu biliyorum, hepsi yetenekli arkadaşlar ve inanıyorum ki kısa zamanda ellerinden geleni yaparlar bu sporu kurtarmak için.
Ayrıca, Türkiye’yi dünyanın şu andaki durumundan soyutlayamazsınız, küreselleşme denilen şey her yerde. Bütün ülkelerde son zamanlarda politikacıların sporları da kendi çıkarlarına kullanmaları nedeni ile “mutlaka ve mutlak… Ne olursa olsun şampiyon çıkarmak” istemesi sebebiyle sanırım Türkiye’deki sporcularımız da bu baskıyı omuzlarında hissediyorlardır. Yani “mutlaka derece yapmanın” politikacılar tarafından kullanılması bütün dünyada çok yaygın, Türkiye de bundan payını alıyordur diye tahmin ediyorum ama elbette bunlar sadece tahminlerim.
Sanırım Amerika’daki vücut geliştirme yarışma ve gelişmelerini takip ediyorsunuz?
Her zaman. Ben de bu tarihin bir parçasıyım herhâlde, onun için gelişmeleri hiç kaçırmam. Her ne kadar geldiği durumu beğenmesem de, sporun akışını takip etmek istiyorum, çünkü tanıdığım pek çok insan değişik biçimlerde bu işin içinde, ya üretici veya çalıştırıcı (antrenör) olarak. Ne yaparlar, ne durumdalar görmek, konuşmak iyi bir şey.
“2011 Mr. Olympia Jay Cutler veya Phil Heath Olacak Gibi Görünüyor“
O zaman 2011 Olympia’sı hakkında en iyi tahminleri yapacak isimlerden birisi de sizsiniz bence. Bu sene (2011) Mr. Olympia yarışması nasıl geçer, şampiyon kim olur?
Birinci Jay Cutler olur, sanırım alır. Çok iyi ve çalışmalarını biliyorum, zengin olmasına rağmen çok mütevazı bir çocuk. İkinci Phil Heath olur. Çok kabiliyetli; eski bir basketçi, acayip fırladı, birinci de olabilir. Jay Cutler ve Phil Heath şampiyonluk için çekişir. Phil Heath’in çalışma tekniği benimkine çok yakın, patlamalı ve yoğunlaştırılmış antrenman teknikleriyle çok iyi hazırlanıyor. Branch Warren tam bugünkü Mr. Olympia vücutçularına bir örnek; şekli de yok fiziği de yok ama ilaç kuyusu, çok HGH kullanıyor. Warren ilk 4-5’e girer. Kai Green’e dikkat, çok atletik, her şekilde stretch yapabiliyor, fizik olarak en gözüme kestirdiğim o. Şayet gelirse üçüncü Victor Martinez olur, tabii ki steroid satmaktan tekrar yakalanıp içeriye girmezse iyi dereceye girer. Dexter Jackson ise eski günlerinde değil ama ilk 5’e girer sanırım.
Türkiye’den ve dünyadan birçok ünlü vücutçuyu tanıyorsunuz. Sizin arkadaşlık ettiğiniz pek çok kimse vücut geliştirme camiasında gerçek bir efsane. Bize tanıştığınız vücut geliştirme sporcularının bir kısmını söyleyebilir misiniz, kimlerle arkadaş, dost oldunuz?

Şimdi aramızda olmayanlardan: Mike Mentzer, Reg Park, Dave Johns, Paul Grant, Armand Tanny, Dennis Tinerino, Serge Nubret (Serge Nubret 19 Nisan 2011’de öldü); Mehmet Gökçen, Gürbüz Tansever, Ferdi Türkdamar.
Beraber çalışma fırsatı bulduğum ve hâlen arkadaş olduklarım: Frank Zane, Danny Padilla, Roy Callender, Albert Beckles, Serge Lerus, Dave Draper, Arnold Schwarzenegger, Mike Katz, Boyer Coe, Robby Robinson, Kalman Szcalak, Ed Corney, Bertil Fox, Edward Kawak, Bill Grant, Lou Ferrigno, Franco Columbu, Salvador Ruiz, Baldo Louis, Sergio Oliva, Tony Pearson, Mohammed Makkawy; Ahmet Enünlü, Parolay Atan, Hamdullah Aykutlu, Tevfik Ulusoğlu, Adnan Sır, Ali Altın, Seyfi Timur, Metin Çetin, Özer Baysaling… Sanırım çok da isim unuttum, şu an aklıma gelenler bunlar, ismini şu an hatırlayamadığım arkadaşlarımdan özür dilerim.
“Yabancı Vücutçular Geleneksel Yiyeceklerimize Hayran Oldu“
Yabancı vücut geliştirmecilerle nasıl bir paylaşım ortamınız vardı? Onlardan neler öğrendiniz, onlara neler öğrettiniz?
İnanın; onlar bize, bizim onlara sorduğumuzdan daha çok soru sorarlardı. Birincisi çok kuvvetli idik, hayret ederlerdi kaldırdığımız kilolara. İkinci olarak da biz onların görmediği, bilmediği yiyecekleri yiyorduk. Bir NABBA Mr. Universe yarışmasında Fermun Çırak, Ahmet Enünlü ve ben beraber otelin lobisinde sıramızı beklerken cebimizdeki leblebi, kuru üzüm, ceviz ve kayısıları atıştırıyorduk. Yanımıza rahmetli Mr. America, Mr Universe Dave Johns geldi ve ne yediğimizi öğrenmek istedi. Ona biraz verince “Wow! Siz bunları mı yiyorsunuz?” dedi, adam şimdiye kadar böyle şey görmemişti. Gitti herkese söyledi, daha sonra bu çok yayıldı. Şimdi herkes carbing’i biliyor. Biz ta o zaman onları yiyorduk. Bir de Ahmet ağabeyle hep güreşirdik, hayret ederlerdi, hatta “Türk vücutçuları güreş yapıyor, ondan çok adaleleri var” diyorlardı.
Amerika’ya yerleştikten sonra da birçok Amerikalı genç vücutçuya her zaman çok iyi tavsiyelerde bulundum. Dinleyenler hâlen aramızda, dinlemeyen bir iki madalya sonra kayboldu gitti. Vücut geliştirmeyi burada yapmayan hiçbir sporcu yok, Amerikan futbolundan tutun da basketcisine, güreşçisine kadar herkes vücut çalışır; ne zaman “kısa yolu” seçerlerse o kadar da çabuk kaybolurlar. Örneğin Tiger Woods bile bu yüzden en tepeden düştü.

Ünlü vücutçularla alakalı olarak bizimle komik veya ilgi çekici birkaç anınızı paylaşabilir misiniz?
Güney Afrika, Pretoria 1975 Yarışması’ndan sonra Arnold, Ferrigno, Columbu da dâhil hep beraber Güney Afrika’da birçok barbekü partisine ve Kruger Park’a bir haftalığına safariye götürdüler bizi. Yarışmadan sonra her yerde ziyafetler, yemekler veriyorlardı, her yerde et kızartılıyor, yeniyor içiliyordu. Bu arada yarışma öncesi çok formda olan Danny Padilla o kadar yemek yiyordu ki inanamıyorduk. Sevgili takım kaptanım Dünya 5’incisi Parolay Atan, Padilla’ya devamlı takılıyor “dikkat et, çok yeme şişmanlarsın” diye jest yapıyordu, o da “yok yok, bir şey olmaz” diyordu. Bir gün hava çok sıcak, yine böyle bir parti veriliyor, senin Padilla tişörtünü çıkarıverdi… O da ne, daha bir kaç gün önce korkunç detaylı olan adamda hiç detay kalmamış! Parolay ağabey, ben, Nazmi Ferah öldük gülmekten, o da bize bakıp, Robby, Ken Waller, Ed Corney ile hep beraber dakikalarca güldü, dalga geçtik. İki üç gün içinde adam tam bir “şişko” olmuş, koca bir göbek… Çok güzel hatıralardı. Yarışma dışında herkes birbiriyle çok iyi arkadaştı.
“Lou Ferrigno’nun Babası Kahrından Öldü“
Eski vücutçu arkadaşlarınızla ilişkileriniz hâlen devam ediyor mu? Ne sıklıkla, nasıl görüşürsünüz onlarla?

Evet, hâlen devam ediyor. Ben onlara her zaman mektup, e-posta, resim gönderirim, onlar da bana. Bazen de yarışmalarda karşılaşırız. Geçinmek için çoğu bir şeyler satmaya çalışıyor. Örneğin Ed, Ed Corney’in durumu iyi değil, kalp sektesi geçirdikten sonra artık iyi hareket edemiyor, resimlerini satarak para kazanıyor. Robby her zaman arar, ben de onu ararım. Resimlerimi toplar, kendisi de iyi resim yapar ve sergi açar. Frank Zane ve hanımı Christine her zaman arar. Dave Draper ve hanımı Laree de öyle, her zaman haberleşiriz. Serge Nubret şu anda komada olduğu için ailesi görüştürmüyor ve hiç haber alamıyoruz (Röportajın yapıldığı tarihte Serge Nubret hayattaydı. Yazı yayınlandığında Serge Nubret 19 Nisan 2011 tarihinde 72 yaşında olarak hayatını kaybetmişti). Arnold’a ulaşmak artık çok zor, eskisi gibi değil. Lou Ferrigno da öyle. Lou’nun yeni hanımı onu babası ile bile görüştürmedi ve çok iyi tanıdığım, bana yakın olan Brooklyn’de yaşayan Matthew Ferrigno kahrından öldü gitti… Amerika çok büyük, Türkiye’nin on iki misli, bunu anlamak kolay değil.
Pek çok yurtdışı deneyimi olan bir sporcu olarak, Türk vücut geliştirmecilerine neler söylemek istersiniz? Onlara tavsiyeleriniz var mı?
Vücudunuzu çok iyi tanıyın, saçma sapan yazılar değil ama çok bilimsel şeyler okuyun. Genetiğinizi inceleyin, ailenizde olan her şey sizde de olacaktır. Örneğin ben hiç süt içmem, çünkü laktoz toleransım yok, bu nedenle ne protein tozu ne de süt hiç içmem. Ama devamlı yoğurt yerim, kan gurubum 0+ olduğu için en eski et yiyenler grubuna dâhilim ve et bana yarıyor. Ailemde yüksek tansiyon salgın olduğu için tuzu hiç kullanmam. Dışarıda hiç yemek yemem, ağzıma Mc Donald’s, Burger King, Taco gibi saçma sapan şeyleri koymam, kola hiç içmem. İçki, sigara içmem… Bütün bu detaylar, vücut denilen mekanizmanın aksaksız çalışmasına yarayacaktır.
Görüyorum ki Türkiye’de ilaç ve supplement kullanmak çok yaygın hâle gelmiş. Bu gidiş iyi değil, hızla yayılan bir salgın hâline gelmiş. Bütün yarışmalarda, eksiksiz bir steroid testi çok pahalı olduğu için tam anlamıyla yapılmıyor, sadece rastgele olarak yapılıyor ama onun da yolunu bulmuşlar…
Bu vücut sizin, ona ne kadar iyi bakarsanız o da sizi takip edecektir, sakın ona yalan söylemeyin çünkü aldatamazsınız. Kesinlikle kanser, böbrek yetmezliği, kalp problemleri, akıl hastalığı, şizofreni, jinekomasti, tendon kopması, kellik yapan steroidlerden ve HGH, synthol, clenbuterol, insulin ve diuretiklerden uzak durun. Doğal olarak yaptığınızda, daha ilk altı ay içinde toplumun %90’indan daha güzel bir fiziğe sahip olacağınızı ve sıhhate ulaşacağınızı unutmayın. Hızlı koşmayın, çabuk yorulursunuz. Aynı köşe başında duran üçkâğıtçılar gibi, önce çok tatlı gelir ama onlarla oynarsan sonunda her şeyini kaybedersin.
“Siz Kendinizin Şampiyonu Olun, Bırakın Madalyaları Başkası Alsın“
Peki biz gençlere ve amatör vücut geliştirmecilere ne önerirsiniz?
Sizin önünüzde hiçbir engel yok, düşünebildiğiniz her şeye sahip olabilirsiniz, yeter ki kafanıza koyun. Ben mahallede en zayıf çocuk iken en kuvvetli ve sıhhatli çocuk olabildim, siz de yapabilirsiniz. Ancak her zaman kendinize ve çevrenize saygılı olun, iyi huyunuzu bırakmayın. Asık suratlı olmayın, daima hoşgörülü ve örnek olun. Gelecek kuşaklara bunu ilaçsız yapmayı vadedin, o zaman goreceksiniz ki dünyada vücutçuluk tekrar geri gelecek. Facebook sayfamda birçok sporcu arkadaşların sorularını yanıtlarım, herkesin ilk aklına gelen hangi ilacı kullanmak, mg’ları falan filan… Siz kendinizin şampiyonu olun, bırakın madalyaları başkaları alsın, ama siz zamanında olgunlaşın ve hep genç gibi kalın. Bu dünyada gençlik hiç kimseye kalmaz, ancak bu sporu yaşlanınca da yapmanın mutluluğuna erişin, bu sadece sizin kendi vücudunuzun gücüne inanmanızla, ona saygı ve itina göstermenizle mümkündür. Zaten dinimiz de bunu önermiyor mu?
Şu an ne iş yapıyorsunuz?

Şu anda LIBOR adındaki firmada, grafik tasarımcısı ve web designer olarak çalışıyorum. Ayrıca bana ait olan St. James’deki binamda atölyem ve işyerim var, kendi ürettiğim Corvette resimlerini burada çizer ve basarım. Bu resimleri internette ve Corvette show’larında satıyorum. New York’taki en büyük Corvette kulübünün genel müdürüyüm ve Corvette show’ları düzenleriz. Ayrıca oğlum ile beraber işlettiğimiz bir kaykay dükkânımız var.
Boş zamanlarınızda neler yaparsınız?
Boş zamanım neredeyse hiç yok, hiç boş oturmam veya sebepsiz yere dinlenmem. Boş zaman denilebilecek zamanda hep marangozluk ve inşaatçılık yaparım, yani bina tamir etmek. Queens denilen semtteki binamızda kiracılarımız var, orayı tamir eder dururum. Kendi stüdyom 1930’lardan kalma eski bir binaydı ve kendi başıma baştan aşağıya tamir ettim. Bu tamirat tam dört senemi aldı; yer döşemesi, duvar, çerçeve, boya, macun, pencere, kaynak; su işleri, elektrik, seramik, mutfak, kapı… her şeyi kendim yaparım. Unutmayın, Sultanahmet Sanat Orta’yı bitirdim ve bundan mutluluk duyarım. Ancak bu işlerde çok değişik adaleler kullanıldığı için çalıştıktan sonra bir iki gün kendime gelemem tabii, o başka. En iyi dinlendiğim zaman tasarım yaptığım zamandır.
Siz aynı zamanda bir BodyTR yazarısınız. Size pek çok yerden yazı yazmanız konusunda teklif geldiğini başka kaynaklardan öğrenmiştim fakat siz benim davetime olumlu karşılık verdiniz. Bu sebeple izninizle şimdi size sormak istiyorum, daha önce soramamıştım: Neden bizi tercih ettiniz? Biliyorsunuz, son zamanlarda yayınladığımız reklamları saymazsanız bizim hiçbir maddi kaynağımız olmadı. Çıkar hesabınızın olmadığını çok iyi biliyorum ama onca yer varken neden biz, bunu bir editör olarak hâlen merak ediyorum çünkü.
Dediğin doğru, bana çok yer yazmam için teklif verdi, hatta gazetelerden de teklif aldım ve her zaman da veriyorlardı sağ olsunlar. Ancak İlşad kardeşim senin iyi bir insan olduğuna inanıyorum. İçgüdülerime çok inandığım için senin iyi biri olduğunu ve bu konuya doğru yaklaşımların olduğunu hemen anladım ve elimden geldiğince yardım etmek istedim. İnanıyorum ki görüşlerin şu anda yayın yapan diğer yerlerden çok daha olumlu ve yapıcı ve bir gün başarılı olursun… Tabii ki doğru söyleyeni dokuz köyden kovarlar, bu kolay değil, ama size bir katkım olsun istedim, belki duyan çıkar… Ümit güzel şey. Ayrıca benim Türkçemi bir tek sen düzeltebilirdin… (Gülüyor)
“Yarım Yüzyıllık Birikimlerimi Paylaşıyorum, Yazılarım Bu Yüzden İlgi Görüyor“
Çok teşekkür ediyorum, söylediklerinize layık olmaya çalışıyorum… Yazılarınız diğer yazılarımıza kıyasla oldukça fazla ilgi gördü ve okundu. Yazınıza yorum düşmeyenler bile size e-posta yollayarak sorular soruyor. Zaman zaman benim e-postama bile sizinle ilgili teşekkür notları geliyor. Bu ilgiyi neye bağlıyorsunuz?
Ben tam yarım yüz yıla yakın sürede edindiğim birikimlerimi yazıyorum. İster inanın ister inanmayın, ben nasıl yaptıysam ve nasıl çalıştıysam onu tavsiye ediyorum. Bazı arkadaşlara önerdiğim hareketler çok gelebilir veya ağır gelebilir, hele hele bugünkü inanışa çok aykırı gelebilir. Çünkü şimdiki gençler az hareketle, çok dinlenme ile adale yapabileceklerini sanıyorlar, bunu kitaplarında iddia eden insanlar hiçbir zaman büyük bir yarışma kazanamadı. Ben bazılarını çok da iyi tanıyorum, çoğunun adaleleri ilaçtan geldi, sadece günde 300 mg steroid aşısı oluyordular ve genç yaşta kaybolup gittiler, ama o ilaç kısmını hiç yazmadılar, okurlarına itirafta bulunmadılar.
Ayrıca ben çok okurum, vücut geliştirme ile ilgili eski yeni ne kadar bilimsel yayın varsa toplar okurum. 150-200 sene öncesine ait bilgileri dahi okudum ve aklım duruyor, o zamanki insanlar da çok şey biliyordu. Ben antrenmanlarımda her hareketi çift set yapıyorum, soğuk sevilirse üşünmez diyorum. Ancak bunun size yarayacağını sanmayın, size yarayan şeyleri bulmak için her şeyi deneyin. Salonda oturup fikir yürütmekle adale yapılmaz. Bir an önce salondaki antrenmanınızı bitirin ve kas yapımı için toparlanmaya geçin. Her antrenman adale kaybettirir ama geriye daha kuvvetli gelmesini sağlamanız gerek. Hiç bir şeyden medet ummayın, işin odak noktası sizsiniz, her şey size bağlı.

“Sağlıklı ve Doğal Vücut Geliştirmede Hiçbir Sihir Yoktur“
Yazılarınıza devam etmeyi düşünüyor musunuz? Eğer öyleyse neler hakkında yazmak istiyorsunuz?
Tabii ki düşünüyorum, şu anda yüzlerce takipçim var ve gayem onlara iyiyi sunabilmek. Bazı arkadaşlar böyle şey olmaz deyip kendi bildikleri yola takılıyorlar, birçoğunun kafası karmakarışık; yok kardiyo, yok 10 dakika mekik, yok heavy duty… Herkesin vücut yapısı ayrı ve onu öğrenmen gerek. Vücudunu dinlemeye çalış, o sana her zaman doğruyu söyleyecektir. Herkes bu işin püf noktasını soruyor ve kısa yolun olduğunu veya bir sihrin olduğunu sanıyorlar, öyle bir şey yok ki! Doğanın düzenini değiştiremezsiniz, bunu yapmaya kalkarsanız o sizden öcünü alır. Nehrin yatağına binalar yapamazsınız. Denizi betonla dolduramazsınız, zaman gelir deniz betonları çekirdek gibi kırar atar. Gelecek yazılarımda okuyucularımı bu konularda aydınlatmak istiyorum.
BodyTR’ye mümtaz katkılarınız oldu, bunun için site olarak diğer yazarlarımız gibi size de minnettarım. Hep beraber Türkiye’nin sağlıklı yaşam ve spor birikimine katkıda bulunuyoruz. Türkiye’de pek çok tanıdığı olan birisiniz, merak ediyorum, bizim de size bir nebze olsun katkımız olabildi mi?
Uğraşınızı çok beğeniyorum. Yıllarca Amerika’da yaşayan biri olarak, bana anavatanımla ve yeni gençlerle bu bağlantıyı kurdurduğunuz için ben de teşekkür ederim. Umarım genç Türk vücutçuları her şeyin yamulduğu şu günlerde, doğruyu ve sıhhatli yolu seçerler.
“Vücut Geliştirme Sıhhatli Yaşamak Demektir, İlaç Sıhhatli Değildir“
İnşallah. Hepimizin temennisi bu. Biz de bunun için mücadele ediyoruz ve sizin gibi biz de milletimize güveniyoruz… Son olarak BodyTR okurlarına neler söylemek istersiniz?
Kendinize inanın, vücut geliştirme sıhhatli yaşamak demektir, ilaçla kazanılanlar mutlaka bir şey götürecektir; size söz veriyorum, götürecektir… Aynaya geçip bakın, şayet bu işi popüler olmak için yapacaksanız hiç başlamayın, çünkü yanlış duraktasınız. Kendi arabanızın motoruna asit mi yoksa en iyi yağı mı koyardınız? Karar sizin, vücut sizin.


Röportajı ilgiyle okudum, keyifli bir sohbet olmuş. Teşekkürler.
Ne mutlu bana, Teşekkürler
Gerçekten içerik olarak çok zengin, çok hoş bir söyleşi olmuş. Biyografi okumaktan keyif alan biri olarak çok beğendim.
Teşekkürler, umarim faydasi olur.
harika bir ropörtaj olmuş…tebrik ederim
Teşekkürler, okudugunuz icin.
Teşekkürler bodytr çok güzel bir röportaj olmuş. Edward abiden paylaşımlarının devamını bekliyoruz. kısıtlı body dünyama yeni kapılar açtın abi sağol Allah mutluluğunu daim etsin.
Teşekkürler, yeni ve ilginc yazilarim devam edecek
Harika bir röportaj olmuş bir solukta okudum ama böyle bir üstadı bulmuşken can alıcı bir kaç soru daha sorulabilirdi. Özellikle tüyo anlamında. Ancak Erdal bey zaten işin tamamen doğal olduğuna innadığı için her gün yayınlanan 7 ipucu , 8 hızlı vücut geliştirme yöntemi gibi reklamsal bilgi vermekten kaçınmış ta olabilir.
Teşekkürler
Yorumunuz icin Tesekkur ederim, sizlere bir katkida bulundu isem ne mutlu bana.
Değerli Erdal hocam.. Herşeyden önce mütevaziliğiniz çok etkiliyor beni. Bilgiler ise gerçekten harika. İnsana bu işin bir TAKINTI değilde SPOR olduğunu bir kez daha hatırlatıyor. Bir başka yazıda görüşebilmek dileğiyle..
Degerli Kardesim Omer, guzel vaktinizi ayirip soylesiyi okudugun icin tesekkur ederim. Evet bu bir spor hem de en harikasi, kimseye kulak asma, dogrusunu yap, ilac kullanma, birak baskalari kullansin, her zaman once bu dunyada sadece kendimizi en iyi temsil etmeye geldigimizi unutma. Sampiyonluk, madalya kazanmak degil ornek olmaktir, ben cok sampiyon gordum, o kadar buyutmeyin. Bu koprunun altindan cok kisinin gecip kisa zamanda kayboldugunu goreceksin
Öncelikle bodytr’yi Edward Erdal EKŞİ gibi değerli büyüğümüzün bizlerle deneyimlerini bilgilerini paylaştırdığı için canıgönülden tebrik eder, teşekkürlerimi bir borç bilirim. Binaenaleyh Edward Erdal EKŞİ’nin hayatı, yaşam şekli birçok gencimize tamamen örnek teşkil edeceğinden kendisinin daha fazla göz önünde bulunmasını düzenli olarak yazılarının ve söyleşilerinin devam etmesini temenni eder, Edward Erdal abimize uzun ömürler sağlıklı mutlu günler diler ellerinden öperim…
Mustafacigim: bana ve yazilarima gosterdigin yakin ilgiye cani gonulden tesekkur ederim, o senin asilligin. Islerim bir hayli kabarik, her daim yazamiyorum, ayrica sizlerin yazilarimi bu denli okumus olmandan kivanc duydum. Sayfadan duyduguma gore yazi sanirim rekor seviyede okunuyor. Hayatta daima dogruyu soyledim, babam boyle ogretti, cok sey kaybettim, bu yuzden hatta madalya, para, is, seviye… ama kendime hic saygimi kaybetmedim. Kal saglicakla.
gercekten yenı yetısecek sporcu nesıller ıcın cok guzel bır sporcu kımlıgı sergılemıs oldugunuz resımler sızı tebrık edıyorum sızın gıbı degerlı sporcu buyuklere ıhtıyac var gercekten yasamınızda ve aılenızle bırlıkte daha nıce saglıklı seneler dılerım erdal abımmm
Birol Kardesim: vaktine ve eline saglik, temennilerine cani gonulden tesekkur ederim. Yaziyi begenmene cok sevindim.
Erdal abicigim tesekkürler agzina saglik,beni gecmiste cok saf ve güzel harika bir yolculuga cikarttin.Buradan tüm yitirdigimiz abilerimize rahmetler diler yasayan abilerim ve kardeslerimede selamlarimi iletirim.Kendine iyi bak görüsmek üzere kardesin
hamdullah aykutlu
Hamdullahcigim, okuduguna ve begendigine sevindim, sanirim cok guzel gunlerdi onlar, bizim zor gecmisimizin senin gibi kabiliyetli bir sampiyona azim ve disiplin getirip neler kazandirdigini gormek cok daha sevindirici ve o gunlerin yeni genc arkadaslarima da ornek olmasini dilerim. En guzel basarilar senin olsun.
Vücut geliştirme sporuna daha 1 aylığına başlamış biri olarak bize protein tozlarını satmaya çalışanlara inat…Allah razı olsun hocam aydınlattığınız ve yol gösterdiğiniz için teşekkürler
Degerli Kardesim, vucudunu daima yabanci maddelerden uzak tut, sana soz veriyorum faydasini goreceksin. Vucuduna koydugun herseyi o cok iyi taniyor, onu yaniltman imkansiz.
Ben, Edward Erdal Ekşi’nin can dostu ve ağabeyi Attila Damar. Onunla yapılan uzun röportajı ilgiyle, zevkle ve heyecanla okudum. Bu değerli dostumun dünya çapındaki başarılarından ötürü onur duydum. Sporcu kimliği yanında, aklını ve bilgi birikimini de çok iyi kullanan bu kardeşim, aynı zamanda güçlü bir ressam, kaliteli bir grafiker olduğu yönünde başarıya varan yolu hakkıyla aşmıştır diye düşünüyorum. Üstün ahlak yapısı, sevgi-saygı ve terbiye gücü, bence en önde gelen özelliklerindendir sevgili Ekşi’nin. Bu ifadem onu uzun yıllar süren birliktteliğimizde çok iyi tanımamdan kaynaklanmaktadır.
Bu uzun ve değerli söyleşiyi gerçekleştirenlere teşekkürlerimi, yıllardır görmediğim Erdal kardeşime özlemlerimi sunuyorum.
Attila DAMAR
Sevgili Attila Ağabey, seni uzunca yıllar görmediğim halde bu söyleşiyi bulup okuman çok sevindirici. Senin gibi degerli bir Türk şair ve yazar ağabeyimin hayatıma yön veren insanların başında gelmesi benim için daima kıvanç ve mutluluk olmuş, öğretilerin aldığım başarılarda bana ışık tutmuştur, yıllarca seninle beraber çalışabilmek şansına eriştiğim için ne mutlu bana, her daim sevgilerle. Kardeşin Erdal
Sayın Edward Erdal Ekşi ve değerli kardesim İlsad, bu tek kelime ile ‘muhteşem’ yazıyı hazırladığınız ve bize okuma fırsatı sunduğunuz icin gönülden teşekkür ediyorum. Bir yazar olarak sunu söyleyebilirim ki her anlamda kusursuz bir söyleşi olmuş; okuduğum her satırda kendimi bir başka vücut geliştirme hikayesinin icinde yer alırken buldum. Sanırım -nacizane fikrim- bu yazı sadece bir gecmiste büyük basarılar göstermiş bir sporcunun adina tutulmus kısa bir günlük değil, ayrıca gercekten bu spora gönül vermiş biz ‘küçüklere’ yol gösterici kısa ama güçlü bir rehber. Teşekkürler.
Gosterdiginiz ilgiye ve yaklasimlariniz icin candan tesekkur ederim, umarim genclere faydali olur
Teşekkür ederim Günlerin Köpeği 🙂 Bu arada, senin kalemini daha çok görmek istiyoruz sitede. Vakit ayırıp yazman dileğiyle.
Harika bir hayat hikayesi iyi ki okumuşum ve böyle birinin varlığından haberdar olmuşum. 🙂 Teşekkürler
Ben tesekkur ederim, okudugunuz icin
Çok güzel bir röportaj , keyifle okudum…
Destek ürünler ile ilgili anlatılanlar ise dehşet verici , kapitalist sistemin ne kadar güçlü olduğunun kanıtı…
Evet malesef oyle ve isin kotu tarafi artik kafalari degistirmek imkansiz gibi bir sey.
Merhaba Erdal abi. Beni hatırladın mı bilmiyorum ama 70’li yıllarda cağaloğlunda birlikte çalıştığın Murat. Ahmet (Enünlü) abiyle birlikte işyerine geldikten sonra sizle ilgili hiç kimseden haber alamadım. Hatta bir ara kaza yaptığınızı duydum ama durumunuzu teyit eden başka bir kaynak bulamadım. Bu söyleşiyi bugün okudum sizin adınıza gerçekten çok sevindim. Allah başarılarınızı daim etsin. Hoşçakalın..
Muratcigim, senden isitmek cok guzel, beni ayrica facebook da bulabilirsin, artik cok uzun senelerden beri Turkiyede degilim. Kal saglicakla
Merhaba ben 15 yaşında bi gencim vücut geliştirmeye 2yıl önce başladım o zaman yanlış fazla düzensiz ve protein almadan yapıyordum ve istediğim kasların yarısını anca yapmıştım
ama sonra tekrar başladım düzenli yaptım kendi kurallarımı koydum [K.A.S] (kızlar . alkol sigara ) yok ztn sigara kullanmıodum ve süper bi vücut yaptım karın kaslarım baklava gibiydi 🙂 kol kaslarım baya düzgündü 🙂 yay . v.geliştirme makası , şınav mekik ve barfiks çalışıyordum sonra bana dediler ene gidersin boyun uzamaz diye bende 18 yaşıma kadar ara vermeye karar verdim ama yayımı ve makasımı görünce içim gidio tekrar başlamak istiyorum nolur bana bi tavsiye bulunun sadece şınav mekik ve barfiks çalışırsam hem boyumu uzatıp vhem vücut geliştire bilirmiyim ??? Acil cevap verirseniz sevinirim 🙂
Degerli Kardesim, Genc15 bilimsel olarak BB in boyu kisaltigini yuzlerce kitap okumama ragmen ben hic duymadim, aksine BB beslenmende cok daha iyi seylere dikkat edeceginden buyumen daha tesirli olacakatir, BB e devam etmeni tavsiye ederim, cok kisa zamanda buyuk bir mesafe alacagindan eminim. Ayrica bu dunyada herkesin uzun boylu olmasi da gerekmiyor, Genetigin neyse o olacaksin. Barfiks i hic eksik etme, cok agir squattan kacin, gerekirse paralel leg press kullan, bildigim kadari ile uzunca yillar yapilan squat calismalari (20-30 sene sonra) omurilik kemikleri arasindaki mesafeyi cok azda olsa azaltabiliyor, ama oyle cok fazla da degil cunku her kemigin arasinda bir cushion var, zaten yaslaninca boyumuz bir parca da olsa kisaliyor bu nedenle. Sadece sakin ilac kullanma, onlar omrunu azaltiyor, herhalde boy dan daha kötü, kal saglicakla.
Erdal bey saygılar,
benim isteğim sizi gibi büyğümüzden birşeyler öğrenmek,ben 45 yaşındayım,bu sporu bildim bileli çok severim,tüm filmlere bile vucutçular oldumu giderim,fakat gençlik zamnımızda ara ara çalışmalarım oldu,iş dolayısı ile pek çalışamıyordum ama her fırsattada çalışıyordum,6 senedir sürekli çalışıyorum,evet yaşıtlarıma ramaen fiziğim iyi ,fakat ölçü alamıyorum,mesela kollarım 43 üzerine çıkamıyorum,6 senedeir çok disiplinli çalışıyorum,haftanın ilk günü biceps ,göğüs ,ikici günü omuz triceps ,bir gün ara tekrar aynı şekilde son iki günü tamamlıyorum,yani klasik program,çok ağır kiloların altına girmiyorum,beni kaldıracağım kadar zorlıyacak kilolar ile çalışıyorum,tekrarlarım,12-15, ek besin yani sentetik üzrünler kullanmıyorum,doğal besinlerle beslenmeye çalışıyorum,sizden ricam nasıl bir program uygulamalıyım,haftada kaç gün çalışmalıyım,artık bu spor benim hayat felsefem oldu,ve onula yaşamaya devam edeceğim,bana konu ile ilgili değerli bilgilerinizi ve tecrübeleriniz aktarırsabız minnettar olurum,
Mailime de yazabilirsiniz, SAYGILARIMLA
Degerli Kardesim Aytuğ: yazılarımı beğendiğine sevindim, kesinlikle program vermiyorum. Yazılarımın tümünü okur isen gerek beslenme gerekse çalışmalarda nelere dikkat etmen gerektiği açık sekilde izah ediliyor. Önce kendini ve adeleni tanıman gerek. Here antrenman bir yeni başlangıç. Adeleyi stretch yani germen, ve sikistirman şart. Aynı noktaları çalıştıran grupları daima aynı günde yap, öncelik prensibine dikkat et, hafif ve moderate bir kilo kullan, ve her hareketin sonunda onu iyice sıkıştır, çok ağır kilolara gerek yok. Eğer bunu anlamak istiyorsan butun dunyada şampiyonaya hazırlanan yarışmacıları bir seyret. Hepsi hafif kilolarla çalışmak zorunda. Demekki aşıla dönmemiz şart eninde sonunda. Ağır kilolar sadece belirli bir süre için ilerde hafif kilo ve çok tekrara döndüğümüzde bize kuvvet versin, endürance kazandırsın diye. Sanırm bu işi anladın, kal sağlıcakla.
Sayın hocam yaşantınızı ve hayatınızı okudum bizim gibi eski vücutcular gençlere örnek tavırlarımızla bir nebze katkıda bulunuyorsak ne mutlu ,sizde bu örnek davranışla güzel bir çizgi sergilediniz size ve roportaj yapan arkadaşa teşekkür eder saygı ve sevgiler sunarım sağlıklı yaşamanızı yüce allahtan niyaz ederim.
Gönül Dostum, binlerce km uzaktan selamlarimi sunarim. Hayat-Hikayeni okudum cok güzel .daima basarilar dilerim. O yazdigin güzel yerler-agaclar bostanlar bitti yazik- Ben gittikce kilo aliyorum. Hic sevmiyorum. Spor uda biraktim. Cevremde beni anlayan ADAM yok. Bos ver hadi saglicakla kal, USA da bulundugun icin cevre yapabildinllnnnnnnnnnnnnnnn
HERSEY GÖNLÜNCE OLSUN
O yıllarda Tagar da antreman yapıpta Joseph Hocayı anmadan geçmek olmaz .
Lakabından belli KOL GÜVEN . Adamın kollarına hayran hayran bakardınız .
Ahmet Enünlü dahil . Donuyla antreman yapan TARZAN oranın maskotuydu .
Kiracısını vurup hapse girmişti . Gölge adam Ertuğrul Akbay salonda halka oyununda onu kimse yenemezdi ( Voleybolun halka ile oynananı ) . Cem vardı . Bu kadar ince belde bu kadar geniş sırt ben 2013 oldu hala göremedim ( Bir karış beli vardı ). Metin Çetin Tagar da 2 ay çalışıp Ahmet salonu açınca oraya geçti . 8 Ay da o cılız çocuk Türkiye ilk Gençler Şampiyonası Tagar da yapılmıştı birinci oldu . O yıllar da en meşşur iğne B-12 vitamin iğnesi idi .:)
Iyi guner eski vucutcular gercekten zor imkanlarla calisiyordu.ben nazmi ferahin yiyeniyim.amcamla resimleriniz varsa payladirsaniz sevinirim.
Erdal hocam selamlar, hala buralardamisiniz.. gençliğinizde full body program uygulamissiniz, bende sizin gibi cift set muptelasiyim ve dave draper in yazdığı full body ve upper lower split programları muazzam, full body programlar hakkında düşünceleriniz nelerdir? Natürel bir sporcu için bir kas grubunu haftada en az 3 kez vurmak, weider in uydurdugu cift bolge splitlerden çok daha iyi değil mi? Türkiyede sadece baslangic seviyesindekilere öneriliyor adaptasyon programı olarak..